Ülkemizde sanat eserinin bir yatırım enstrümanı olarak fark edilmesi yakın zamanlara tekabül eder. Kültürel ve ekonomik birikimin, estetik haz ve tüketimle kendini göstermesi, belki de kişi ve kurumları hiçbir ekonomik güçle elde edilemeyecek bir saygınlığa taşımanın en pratik ve seçkin yoludur. Durumun böyle olması ise sanat piyasası için genel anlamda olumlu bir hareketlilik yaratmıştır.

Sanat koleksiyonerliği Batı’da, soylu –aristokrat– ailelerin bir davranış biçimi ve soyluluğun önemli göstergelerinden birisi olarak bilinir. Sanatçıya destek vermek adına ortaya çıkan sanat eseri biriktirme davranışı Erken Rönesans dönemine kadar geri gider. Bizde ise sermaye ve birikimin belli bir doygunluğa ulaştıktan sonra, elbette batıdan etkileşimle ortaya çıkması gecikmiş de olsa umut verici bir reflekstir.

Bilindiği üzere 2000’li yıllar Türkiye’nin toplumsal, kültürel, ekonomik ve politik açıdan farklı bir sürece girdiği bir dönemi kapsar. Bu süreç sanatı, sanatçıyı ve bu işe ilgi duyan diğer kesimleri de etkilemiştir. Bu yılların hemen öncesinde tercih edilmek zorunda kalınan kültürel ve ekonomik politikalar, derin sosyal izler bırakmış ve fakat yapısal anlamda olumlu gelişmeleri de beraberinde getirmiştir. Yeni sermaye grupları ortaya çıkarken, eskiden beri süregelen grupların bir kısmı da güçlenerek dünyaya açılma, küreselliğin dayattığı işbirliği ve ortaklılıklarla ekonomik anlamda gerçekleşen küresel kültüre entegrasyonu, kaçınılmaz olarak sanatı, özellikle de çağdaş sanatı etkilemiştir. Böylelikle dünyadaki gelişmelere paralel olarak ülkemizde de çağdaş sanat piyasası oluşmaya ve canlanmaya başlamıştır.

Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir unsur da çağdaş sanat piyasasının önemli bir durumla daha karşı karşıya olmasıdır: Genç sanatçı sayısındaki artış. Bu durum başlangıçta olumsuz bir hal gibi görünen ve sayıları hızla artan Güzel Sanatlar Fakültelerinin çoğalmasıyla ilişkilidir. Eğitim kurumlarının bu hızlı artışı sanılanın aksine Anadolu’nun farklı bölgelerinde, farklı kültürel katmanlardan yetişen genç sanatçıların piyasaya girmelerini ve kendilerine varlık alanı bulmalarını sağlamıştır. Açıkça görünmektedir ki bu yeni kuşak, bilişim teknolojisinin sağladığı olanaklarla, dünyadaki gelişmeleri takip edebilmekte ve şaşırtıcı bir performansla piyasanın kapılarını zorlamaktadır.

Yine bu dönemde sayıları hızla artan sanat galerilerini, fuarlar, müzayedeler ve hatta şehir bienalleri izlemiştir. Önceden sınırlı sayıda müzayede şirketi faaliyet gösterirken, yakın zamanlarda sayıları hızla artmış ve bir anlamda galerilere rakip olmaya, çağdaş sanat piyasasının belirleyen aktörler arasında önemli bir grup olarak piyasadaki yerlerini almışlardır. Bu durumun sanat galerileri ve çağdaş sanat piyasası açısından olumsuz bir gelişme olarak algılanmasına rağmen, yarattığı ilgi, yeni bir iklimin oluşmasına sebep olmuş, dolayısıyla sanat piyasalarına ciddi bir katkı sağlamıştır. Zira bu süreçte ortaya çıkan yeni koleksiyoncu tiplerinin sisteme dahil olduğu da görülmektedir. Öte yandan bu dönüşüm, ortaya çıkan bazı spekülatif yaklaşımlar ve oluşumların, piyasayı manipüle eden güç odaklarına nasıl hareket alanı sağladığı ve piyasanın nasıl genişlediğinden de gözlemlenebilmektedir.

Bütün bu seyir içerisinde, aslında sanat piyasasının doğal gelişim dinamiklerinin dışındaki her türlü yapay kurgudan arınması; olumsuz davranış biçimlerinden soyutlanmış olarak yoluna devam etmesi suretiyle, daha güçlü ve güven verici, parlak bir ortama ulaşacağı ve devam edeceği apaçık görünmektedir. Çağdaş sanatı desteklemeyi bir tür sosyal sorumluluk görevi gibi tercih etmiş ve bu işe gönül vermiş olan özel girişimci ve koleksiyoncuların, genç kuşak sanatçılara yönelik destekleri ve organizasyonları takdire değer uygulamalardır. Bu ivmenin gelişimi açısından yönetici erke de ciddi roller düştüğünü de unutmamak gerekir. Arkadan gelen genç kuşak sanatçı ve sanatçı adaylarına yönelik politikalar geliştirilmeli, teşvik edici programlar ve teşvikler yapılmalı, beklentilere cevap verilmeli, bu sanatçılardan eser alımı yapılmalıdır. Özellikle yeni mezun genç sanatçılara çalışmalarını sürdürebilmeleri için, özellikle yerel yönetimler aracılığı ile yasal alt yapısı oluşturularak maddi destek ve katkı sağlanması, çağdaş sanat ortamının geleceği için umut verici olacaktır.

Mayıs 2013
Memet Subaşı