Nil Köken 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünden mezun oldu. 2003’te aynı bölümde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. “Plastik İmgelerle Yol ve Yolculuk” konulu Sanat Eseri Raporuyla Yüksek Lisans programını 2005 yılında, “Düşsel Bahçe Resimleri” konulu Sanat Eseri Raporuyla Sanatta Yeterlik Programını 2010 yılında Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim Anasanat Dalında tamamladı. Halen Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümünde Öğretim Görevlisi olarak çalışmalarına devam etmektedir.

Ödüller:

  • 2011 Hacettepe Üniversitesi “Sanatta Teşvik Ödülü”

Resimlerim için ilk esin kaynağım beni günlük gerçekliğin ötesine taşıyan, içimde keşfettiğim enginlikler; barış, özgürlük, nezaket ya da koşulsuz sevecenlik gibi duygular oluyor. Bu yüzden doğrudan bu duyguları çağrıştırdığını sezdiğim renkleri seçerek çalışmaya başlıyorum ve rengin yarattığı atmosferi her zaman doğanın biçimleriyle destekliyorum.

Çünkü bence doğa tüm biçimlerin ve düşünceyi oluşturan dilin ana kaynağı ve modern çağda dikkatimizi fazlasıyla esir alan gündelik yaşamdan bir çıkış kapısı. Yeryüzünde ve iç dünyamızda farkına varmadan geçip gidebileceğimiz varoluşa dair yücelikleri, daha derin anlamları bizim için saklayan ve sessizlik içinde dinlersek onları gözlerimizin önüne seren bir dost, sembollerle konuşan bir haberci ve bizim de parçası olduğumuz yaşamı daima gözeten ve destekleyen bir anne kucağı.

Mitolojik hikâyelerin ve masalların boş yere büyük ormanlarda, yüce dağlar ya da engin denizlerde geçmediğine inanıyorum. Bu hikâyeler hep insanoğlunun kendini bilme, kendi hikâyesinin kahramanı olarak kendini gerçekleştirme yolculuklarını anlatır. Karanlık orman henüz kendini tam anlamıyla tanımamış bir kahramanın iç dünyasıdır ve ormanda ilerledikçe çocuksu kişilik gölgelerin arasından çıkacak karanlık ve aydınlık yaratıklar sayesinde kendini tanıyacak, cesaretini ölçecek ve içsel değerlerini açığa çıkararak kendi kendisinin kahramanı olacaktır.

Çünkü doğa insana, kendinden bile sakladığı yüzleriyle karşılaşması, acıyı ve sevinci kucaklayarak yeniden bir bütün olabilmesi için en mükemmel ortamı; dolaysız ve kendiliğindenliğin yolunu sunar.

Dr. Clarissa Pinkola Estes de tanrılar ve diğer ruhların nasıl kutsallıklarını gizleyip değişik biçimlere bürünerek mitlerde ve masallarda, insan kalbini test ettiklerini anlatır. Bu güçler “elbiseler, çaputlar, gümüş kurdeleler ya da çamurlu ayaklarla görünürler. Eski tahtalar kadar kara tenlerle ya da bir gül yaprağı boyutlarında bir çocuk kadar kırılgan görünerek, limon yeşili yaşlı bir kadın, konuşamayan bir adam ya da konuşabilen bir hayvan olarak ortaya çıkarlar. Bu yolla büyük güçler insanların tüm çeşitli görüntülerin ardında ruhun yüceliğini tanımayı öğrenip öğrenmediklerini test ederler.”

Aslında  yolculuk boyu karşılaştığımız tüm farklı görüntülerin ardında bulmamız umut edilen şey kendi ruhumuzun yüceliği, kendi gerçeğimizden başkası değildir. Ben de düşsel bahçeler yaratarak böylesi bir yolculuk hayal ediyor, doğayı düşlerken aslında doğanın gördüğü düş içinde yürüyen bir hayal olup olmadığımı da soruyorum kendime.

(“In mythos and fairy tales, deities and other great spirits test the hearts of humans by showing up in various forms that disguise their divinity. They show up in robes, rags, silver sashes, or with muddy feet. They show up with skin dark as old wood, or in scales made of rose petal, as a frail child, as a lime-yellow old woman, as a man who cannot speak, or as an animal who can. The great powers are testing to see if humans have yet learned to recognize the greatness of soul in all its varying forms.” Dr. Clarissa Pinkola Estes)

ESERLER / ARTWORKS

Eserler / Artworks