Azat YEMAN Resim Sergisi

” BENLİĞİN TÜKENİŞİ”

9 – 28 Ekim 2015

Açılış : 9 Ekim Cuma Saat : 18.00-20.00

C

Azat Yeman, ‘Benliğin Tükenişi’ isimli resim sergisi ile 9-28 Ekim 2015 tarihleri arasında Galeri Soyut C Salonunda izleyici ile buluşuyor.

Yeman’ın resimleri, hayali gerçeklikte değil bilincin açık bir biçimde, görünen bir bilinenin üzerinden anlatılan yıkım hikayelerini yansıtır. Yeman’a göre resimlerinin her biri anlatmak istediğini anlatır, bizi dünyasında dolaştırır ve olduğumuz yere geri döndürür. Elinizi uzatsanız dokunacak kadar yakınsınızdır ama yardım edemeyecek kadar da uzak kaldığınızı hissedersiniz, olan olmuştur ve yıkım çoktan gerçeklemiştir. Sanatçı, resimlerindeki  suretlerin mutluluk ve hazdan ziyade  hep tekinsiz alanlara işaret ettiğinin altını çiziyor. Böylelikle ütopik bir insan olmanın da hırkasını atmayı düşündürüyor. Resimlerindeki büyük dairelere, sonsuz çemberlere;  evren, ışık ve zamana ek olarak  renk nüansları eşlik etmektedir. Hepsi aynı frekansa hizmet eden bir şarkının notalarından farksız değildir. Tıpkı Gestaltt’a olduğu gibi… Sonsuz sayıdaki ağ üzerine kurulu sistemin içerisindeki Yeman’ın insanları  ya Küresel Ağ’ının içerisine  hapsolmuş durumdadır ya da ağdan çıkmaya meyillidir. Birbirini takip eden sonsuz sayıdaki dairesel ağlar küresel çıkmazın varlığına birer kanıt durumundadır ve bu döngünün hiçbir zaman bitmeyeceğinin altını çizer durur. Değişim  bir kere başlamıştır ve öteki olanı kendine benzetinceye kadar devam edecektir. İlk bakıldığında bir portre izlenimi veren çalışmaları biraz daha dikkatli bakıldığında suretlerin birer yansımasına dönüşür. Görünenden ve bilinenden yola çıkılarak görünmezin varlığına işaret eder. Görünmezin içerisindeki tek gerçeklik ise ‘tükenen ve tüketilen benlik olgusu’ olmuştur.

Azat Yeman1992 yılında Bitlis’in Tatvan İlçesi’nde doğdu.  İlk ve orta öğrenimini Niğde ve Kırşehir illerinde tamamladı. 2005- 2009 yıları arasında Kırşehir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi,  Resim Bölümü’nde eğitim gördü.  2013 yılında Ondokuzmayıs Üniversitesi  Güzel Sanatlar Eğitimi Bölümü, Resim İş Öğretmenliği Bölümü’nden mezun oldu. 2014 yılında Kayseri Erciyes Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Anasanat Dalı’nda yüksek lisans eğitimine başladı. Uluslararası birçok gravür, baskı resim sergisine katıldı. Birçok özel koleksiyonda eseri bulunan ressam, atölyesinde çalışmalarına devam etmektedir.

Sözcükleri ve Geriye kalan ne varsa Yeniden Kurmalı ve Yeniden Yıkmalı

Hayali gerçeklerde değil bilinç açık bir biçimde görünen bir bilinenin üzerinden anlatılan ‘birer yıkım hikayeleri ’kulağımıza çalınır. Her biri anlatmak istediğini anlatır bizi dünyasında dolaştırır ve olduğumuz yere geri döneriz. Elinizi uzatsanız donukanacak yada yakınsınızdır ama yardım edemeyecek kadar da uzak kaldığınızı hissedersiniz olan olmuştur ve yıkım çoktan gerçeklemiştir. Taze bir ürperdi ile bedeninize batırılan bir toplu iğne fırlaması edasıyla birden rahatsız olursunuz seyrederken. Bu rahatsızlık aslında hepimizin de içinde bulunduğu ve zaman zaman kendimizin de hizmet ettiği tüketilmişliğin tam adıdır. .Suretler   mutluluk ve hazdan ziyade  hep bir tedirginlik hissettirir, ütopik bir insan olmanın hırkasını atırıverir insana, hüzünle yıkanmış yüzler size bakar durur. Köhnemiş sistem içerisindeki yanlızlığınız ve çaresizliğiniz bir an olsun yakanızı bırakmaz, bundan kurtulmayı isteyip başınızı çevirsenizde gözlerinizi kapattığınız her an size dik dik bakan o gözlerden kurtulamazsınız bunun sebebi yüzleştiğimiz gerçeklerimiz midir bilinmez..Olmayan mutluluklardan bir an evvel çıkmanızı sağlayarak  bir kayık kıyılarınıza çoktan yanaşmıştır artık. Ya biner kurtulursunuz yada kalır sistemin parçası halinde sessizce yok olursunuz…

Birer fanusa hapsolmuş insanların  başlıksız çığlıklarını duymamak nerdeyse mümkün değil..Ürpertici yüzler ruhları çalınmış gözlerde ,hala duygu ibaresine raslayabileceğimiz ağlamaklı ifadeler sanki yıkımdan önceki son çırpınışlardır. Bize ulaşabilen yol ise büyük dairelerin sonsuz çemberlerin evren ,ışık, zaman ve ek olarak  renk nüanslarının eşlik ettiğine şahit oluruz..Hepsi aynı frekansa hizmet eden bir şarkının notalarıdır. Gestaltta olduğu gibi..Sonsuz sayıdaki ağ üzerinde kurulu sistem içerisinde Yeman’ın insanları  ya ağ’ın içerisinde hapsolmuş durumdadır yada ağdan çıkmaya meyillidir. Birbirini takip eden sonsuz sayıdaki dairesel ağlar küresel çıkmazın varlığına birer kanıt durumundadır ve hiçbir zaman bitmeyeceğinin altını çizer durur. Yıkım bir kere başlamıştır ve güzel olanı kendine benzetinceye kadar devam edecektir.

İlk bakıldığında bir potre izlenimi veren çalışmalar biraz daha dikkatli bakıldığında suretlerin birer yansımasına dönüşür. Görünenden ve bilinenden yola çıkılarak görünmezliğin varlığına işaret eder. Görünmez içerisindeki tek gerçeklik ise ‘tükenen ve tüketilen benlik’ olgusu olmuştur. Madde içerisinde can çekişen benlikler yapıt üzerinde varlık kazanır ve birer imge halini alır. Asıl anlama vurgu yapan birer gizli mektup gibidir bu suretler okumasını bilene…Tükenmişliğin ardındaki gerçekler  ve nedenler ne olabilir bu soru aklımızı kurcalar durur. Bunun tek müsebbibi sistem midir? Eğer öyleyse toplum neden bu sisteme hizmet eder?  işte bu soruda mıh gibi aklımıza kazınır bu suretler. Kandırılmışlık aldatılmışlık yarı yolda bırakılmışlık inançların yıkılışı bir bir gözümüzün önünden bir film şeridi gibi geçer. Bunları  yöresel belirli kimliklerde bulamayız .Yeman’ın insanları ne bi Romalıdır nede Türk  sadece adının Semra yada İzabel olması hiç bişey ifade etmez bu yüzden tablolar isimsizdir. Kimliklerin isimleri yoktur  çünkü her yapı sadece parçadır ve tek bir amaca hizmet eden birer araçtır..Suretlerdeki maskeler ve o maske ardındaki gerçek yüzler; bu ikilem yeman’ın eserlerini doğrular. Bütün yaşanmamışlıklar  yaşanmışlık hüzün ve acılar yeman’ın bizzat içinden geçerek hissettiği herşeyin bir sonucudur.

Ve yeman’ın en büyük yaşam imgeside gözler olmuştur.

Kendi sözleri ile ; “Gözler olmaksızın yaşadığınızı hissedemem , hissetmeden yaşamadım ki hissettiğimiz ve hissettirdiğimiz kadar varız ve yaşarız.” Görüneni bir döneme kadar yapıtlarında taşıyan yeman bir yerden sonra var olanı yapmanın içerisindekileri anlatmakta yetersiz kalmasından yakınır hale gelir ve bu idea’yı gerçek kılmak adına kendi kişiliği ile mücadele ederek ilk adımı zor’da olsa atar. Bu müthiş gerçeklik içerisindeki kurgularla şu an soframızda..Nede güzel yapmış..

Kendi ifadeleri ile; “sanatta yenilik arayışı var olan düzeni yıkmaktan değil kendinde var ettiğin düzeni yıkmaktan geçer çünkü zor olan kabullenemediğin bir düzeni yıkmak değil kendinde tabulaştırdığın düzeni yıkmaktır. ‘Resimler içimde tabulaştırdığım herşeyi yıkmamın bir yansımadır . çözüm olarak ürettiğim şeyde bunda olduğunu düşünüyorum insanların üzerindeki mankurtlaşmış ideoloşizlik hastalığına bürünmüş durumdan kurtulmasının tek çaresi bana göre ilk olarak içimizde tabulaştırdığımız her putu hata en doğru olduğuna inandığımız herşeyin yıkımıyla gerçekleşecektir buna yeni bir başlancıçta diyebiliriz dönüşmekten ve gerçeklerden korkmamalıyız içimizde olanı yıkabilirsek dışımızdakileri yıkmak kolay olacaktır.”

Var olan estetik anlayışının yıkımıda bu olsa gerek. Hiperrealistliğin sonu ve adını koyamadığımız yeni bir türün başlangıcı. Evet tür diyorum çünkü suretlerin daha yapılmadığı zeminler bile kendi içerinde gerçek ötesinin ve soyut bir dünyanın kapısını aralıyor. Anlıyacağınız gerçeklik soyut bir zemin üzerinde elinde sigarası ile çay içiyor. Bir önceki bir sonrakinin devamı gibi algılansada hepsi tek ve tekrarı mümkün değil ve bu bağlamda aslında otomatik izleride taşıdığını söyleyebiliriz.

Acıdan yada açlıktan ağlayan bir bebeğe şarkı söylemek ne denli susturmuştur onu  böyle bir sanata inanmak ne kadar mümkün! Sanatın özerkliği içerisinde  böyle bir sanata inanmak sanıyorum ahmaklık olsa gerek.Ve bundan dolayıdır ki sadece belli bir kesime hitap eden dekoratif süslemeler ardında sakladığı bin bir oyunun ve sistem rollerinin örtbas edilmesine hizmet etmektemidir? Bir şeyin özerkliği ardında olmak tepki vermemeyi olayın sadece bize gülümseyen tarafıyla ilgilenmemizi gerektirmez , bizim anladığımız sanat haksızlığı çaresizliği savunma gücüdür ve asıl mesele sanatı halka indirmek değil hakkın gözü önüne inatla indirilen ve gerçekliğin gizlendiği perdenin bir an evvel kaldırılması ümididir. Bu duyarlılık ve farkındalık  Yeman’ın yapıtlarının vazgeçilmez düsturu olmuştur. Seri ikiye ayrılır yaratımın’ın yıkımı ve yıkım’ın yaratımı..Bu bağlamda sanıyorum izlenen yol ve varılmak istenen nokta bellidir. Nerdeydik ve nereye gidiyoruz.? Yıkım bizde neler yarattı ve neleri bozdu, yıkımdan yeniden varolan bi güzellik mümkün mü? olan olgu güzellik mi bir bozgunun şarkısımı yoksa? Bütün bu arafta yer alan sorulara cevabı bu seri sonunda alabileceğimizi ümit ediyorum.

Hepimiz Sergi sonunda  kendi ruhuyla yüzleşecek ve bu yüzleşme sonunda bir karar verilecek,  ya şuçluyuz  yada madur..

Binnur Yücebaş –  2015 Kayseri

Aşağıdaki görsellere tıkladığınızda büyük boyutlu görüntüleyebilirsiniz. İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için:
Eserin altında yazan Eser Kodunu belirterek bizimle e-posta, telefon ( 0 312 438 86 70 ) veya sayfanın altında bulunan formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz.

İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için formu doldurabilirsiniz

Adınız (gerekli)

E-posta Adresiniz (gerekli)

Eser Kodu (Örnek: he1502-11)

Telefonunuz (gerekli)

Mesajınız