AZİMET KARAMAN

Dönüşüm / Transformation Heykel Sergisi

10 Şubat – 1 Mart 2017 / Açılış: 10 Şubat Cuma Saat: 18.00-20.00 / Yer: B Salonu

Azimet Karaman’a ait ahşap ve bronz eserlerin yer aldığı “Dönüşüm” isimli heykel sergisi, 10 Şubat – 1 Mart 2017 tarihleri arasında Galeri Soyut B salonunda izleyicisi ile buluşuyor.

Katalog için tıklayınız. (10mb)

Yontu sanatçısı Azimet Karaman’ın lisans ve lisansüstü öğrencileriyle paylaştığı atölyesinde gördüğüm beş, on yapıtının bende, benliğimde ne büyük heyecan dalgaları, ülküleri uyandırdığını bilmiyor.

Bu heyecanın nedenini açıklarken birçok sanat dergilerinde, çoğu yabancı sözcüklerle süslenen ve olaya yüksek perdeden bakan kişilerin anlatış garipliklerine asla girmeyeceğim.

Ama onun sanatının hareket noktası ve dolayısıyla anlayışını (concepte) bir Anadolu özdeyişiyle, ağzıyla açıklayacağım: “Herkes kaşık yapar, ama sapını ortasına oturtamaz (doğrulayamaz)”. Burada, bu özdeyişte, halkın engin sezisiyle -estetik hiçbir zaman değişmeyecek, bu yüzden- her zaman çağdaş niteliklerin ortaya konduğu bir biçim sorunu dile getirilmiştir.

Azimet eserlerinde, tıpkısına bu sezgiyi, çağdaş ölçütler çerçevesinde dile getirmektedir. Halk  ezgisinde söz konusu olan kaşık bir maddenin işlenmesidir. Maddenin bir kişiliği vardır. Madde bir ağaçtır; onu oyarken, onun suyuna uymak gerekir. Sanat yapıtı, her şeyden önce bir zanaatkar olan kişi (sanatçı) ve kullanılan aletlerle birleşen bir bileşik, bireşimdir (sentez).

Azimet bunu yapıyor. Bunu uygularken kendi birikimlerinden estetik çağdaş birikimlerinden kaynaklanan bir anlayış çerçevesinden…

Maddenin en olabilen, Hititlerin bana göre Sanat Tarihinde özdeksel niteliklerin en başarılı eseri, Yunan Sanatının o çok övülen Milo Venüsü’nün eserlerinden çok, Hitit Aslanıdır. Çünkü orada, özdeğin, taşın etkisinin, ağırlığı, sertliği, her şeyden önce, zorlamadan taşa yapılmasıdır.

Çünkü orada idealler, taşın o kendine özgü nitelikleri, maddenin aleyhine olarak zorlanmıştır.

Azimet bu anlamda maddeyi zorlamadan, kültürel ve çağdaş birikimlerini dile getirmektedir.

Eserlerinde ister soyut ister somut olsun bu niteliği sergilemektedir.

Kültürel ve çağdaş birikimler[in]de Anadolu ekini ağır basmaktadır.

Hitit, Selçuklu ve Anadolu gerçeğinin birikimi, bütün eserlerinde görülür. Onlar eserlerinde olabilir. Ancak Azimet duygu, duyarlık konusunda, istikametlerin, karşıtlarının, hız, durağanlık, Ve hareket sorunlarının, konusunda duyarlıdır. Onlar o soyut ama etkili dinamikleriyle bizde soyut görüntülerin gizemli etkilerini dile getirir.

Ve özellikle bu konuda eserler vereceğine ve özellikle, naturalist yaklaşımlardan uzak, abidevi (anıtsal) eserlerde kendini daha iyi gösterebileceğine inanarak.

Bu genç sanatçının dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak yazımı tamamlıyorum.

18 Nisan 2014

Not: Kayıhan Keskinok’u sonsuzluğa uğurlamadan önce el yazısı ile yazdığı bu yazıya, herhangi bir düzelti yapılmadan aktarılmıştır.

AZİMET KARAMAN’IN HEYKELLERİ VE KADIN TORSLARI ÜZERİNE

Sanat, toplumların kültür birikimiyle paralellik gösteren en önemli ‘’toplumsal nitelik kriterlerinden’’ biri. Bir söz vardır, ‘’bana dostunu söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim’’.

Bu sözün bizim ilgi alanımız için uyarlanmışıyla ‘’Bana sanatını göster, senin ne kalitede bir toplum

olduğunu söyleyeyim’’

Atatürk’ün bütün çabalarıyla sanat ve kültür odaklı bir kimlik yaratmaya çalıştığı ülkemizde, bir Ortadoğu toplumu olarak çeşitli ayak bağlarına rağmen özveri ile sanat icra edebilme çabasında olan her insanın takdire değer olduğunu öncelikle belirtirim her yazımda. Bunca sınırlılıklar içinde sanat için didinmek kolay bir mücadele değildir bana göre. Her zaman alkışlanacak, kutlanacak bir çabadır çünkü. Ondan sonraki her değerlendirme sübjektiftir, zaten sanatın yaratan için de izleyen için de özgürlüğü bir anlamda bu sübjektifl ikten gelir.

Sanatın her dalı kendine göre ayrı ayrı çaba gerektirir. Kimine göre baskıresim, kimine göre suluboya resim, kimine göre yağlıboya resim çok zordur, denir. Bana göre her tekniğin, her anlatım yolunun kendine özgü tadı, işlevi var. Seveni için de her teknik bütün zorluklarına rağmen hazdır, mutluluktur. Bu nedenle birini diğerine kurban etme gibi bir tavır tam bir yanılgı sayılmalı.

Ama toplumsal ilginin, maddi-manevi desteğin yerlerde süründüğü bir ortamda özellikle heykel gibi bir alanda uğraş vermeyi fedakarlıklar içinde mücadele saymayı da gerekli görüyorum. Çünkü özel çalışma mekanları-atölyeler, malzeme, araç-gereç, yoğun emek için zaman gibi bir yığın uğraşı ile meydana getirilebilen; anlık izlenimlerle ifade yerine, uzun zamana, işçiliğe, maddi-manevi desteğe, emek gücüne ihtiyaç duyulan bir alan. Çok istediğim halde bu gereklilikler nedeniyle bir türlü başlayamadığım ve içimde ukde olarak kalan bir sanat dalı.

İşte bu zorlu alanda yıllardır sessiz sedasız, gösterişsiz çabalar harcayan, pişmiş toprak, ahşap, bronz gibi çeşitli biçimlendirme malzemeleriyle özellikle kadın konusunda eserler meydana getiren bir sanat eri, Azimet Karaman. Eğitimciliğini örgün ve yaygın eğitim içinde sürdürürken bir yandan da heykelle yatıp, heykelle kalkma tutkusu.

MÖ 25 binlerde Willandorf Venüsü’ne ulaşan ‘’Kadın Teması’’ bütün sanat akımlarının, eğilimlerinin ilgi alanında kalmış sanat tarihi boyunca. Bu yüzyılda da neredeyse her sanatçının çeşitli şekillerde anlatım alanında.

Doğurganlığıyla hepimizde ayrı bir sorgulama duygusu yaratan; tanrıça. Form açısından da çok zengin biçimlendirme olanakları sunan; maddeye hükmederek, Azimet’in eserlerindeki duyarlığa fırsat yaratan duygu-düşünce, yaratım süreci yüklemede, adeta onu kışkırtan bir konu. Yer yer abartılı büyük-küçük kütlelerin, ölçülü bir akış içinde, bence Azimet’in anlatımına en uygun düşen bilinçli bir seçim. Başka bir yaklaşımla yalıtılmış heykellerin tors olarak sunumu da çok başarılı.

Gönül isterdi ki Azimet’in bazı tasarımlarının büyük boyutlu heykelleri parklarımızda, meydanlarımızda, toplumun her gün gözleri önünde olabilsin. Çünkü özveri içinde sanatını icra edebilmek için mücadele veren Azimet gibi sanat fedailerinin emeklerini, azimlerini, sanat tutkularını en azından onurlandırmak anlamına gelir, böyle bir beklenti. Hayal da olsa özlem bu ya…

10 Aralık 2016

Hasan Pekmezci

FİGÜRÜN YALIN ANLATIMI

Figürün “somutlaşması” aşamaları sanatın belli başlı sorunları arasında gelir. Denilecektir ki, fi gür zaten somut bir kavramın karşılığı değil midir? Bir obje ya da nesnenin görünürlüğünü olduğu gibi yansıtma çabasının adıdır anılan eylem. İlk anda çelişkiliymiş gibi görünüyor. Ancak sanattaki anlatım dilinin birbirinden bağımsız yollarla sonuca ulaşabileceği göz önünde bulundurulursa burada vurgulanan kavramla ne demek istendiği daha iyi anlaşılır kuşkusuz. O yansıtma eyleminin içinin, adına biçem denilen kişisel anlatım diliyle dışa vurulduğunu bilmek zorundayız. Heykel sanatının bu sorun karşısında takınacağı davranış baştan bellidir. Daha doğrusu heykel sanatçısının malzemeyle yüzleşmesi, onun hareket yeteneğini kısıtlayıcı bir rol üstlenebilir. Bu açıdan bakıldığında sanatçının düşünce sistemi, bir yerden sonra kendisinin dışında var olan nedenlerle yol almaya başlar. Azimet Karaman’ın son dönem çalışmalarında karşımıza çıkan örnekleri bunun somut örneği. Gördüklerimiz, aza indirgenmiş bir anlatımın sonuçları.

Heykellerin yapımı aşamasında kullanılan ahşabın olanaklarıyla ilintili biçimleme anlayışı, sanatçıya böyle bir dili kullanma yolunu neden açmasın? Doğrusuna bakılırsa Karaman’ın daha önceki çalışmalarında baskın olan biçemi, bu son dönem yaptıklarında biraz olsun geriye itilmiş gibi. Çünkü şimdiki çalışmalarında öne çıkan anlayış, daha yalın ve kitle etkisi ağır basan heykeller. Küçük boyutlu olsalar bile değinilen ağırlığı görmemek olanaksız. Bir kez daha heykelde, boyutla ağırlık arasındaki ilişkinin fiziksel bir ölçmeden çok anlam boyutuna ilişkin bir niteleme olduğunun altını çizelim. Çoğunlukla figürün öne çıkarıldığı kütlesel düzenlemeler yanında soyut denemelerin yer alması dikkat çekici. Onlardaki biçim anlayışı ile fi gürlerin yapısı arasında kurulabilecek görsel ilişki biçemsel farklılığı gidermede en önemli etmen. Bu arada, sanatçının kullandığı ahşabın sıcaklığını işin içerisine katmak zorundayız. Heykel sanatında öz ile biçimin üzerinde buluştuğu malzeme bu açıdan büyük önem taşır. İşlenebilme özelliğinin düşünülen biçime ulaşabilme yolunda kolaylaştırıcı bir yönünün bulunması yapıtın bütünlüğünü sağlamada etken olacaktır sanırım. Söz konusu örneklerdeki anlatım ikiliğini, ayrıştırıcı bir özellik saymak yerine aynı hedefe yönelmiş bir düşünce sürecinin alıştırmaları olarak görürsek sorunu daha kolay çözeceğimize inanmak gerek. Karaman’ın yeni çalışmaları karşısında kendi içinde yaşadığı değişim süreçlerinin olumlu izleri rahatlıkla okunabiliyor. Kavrayıcı ve etki bakımından uyarıcı işler. Zaten sanatın temelinde yatan anlayış da böyle bir sonuca ulaşmaktan başkası değil. Bu anlamda ulaşılmayı ekleyen hedefleri kendisine yol olarak çizen sanatçının yarışı da başkalarından çok kendisiyledir. Hep daha iyiyi arama çabası bu yolda en iyi itici güçtür.

Günümüzde heykel sanatına karşı oluşturulmaya çalışılan olumsuz havayı düşünürsek bu yarışın hiç kolay olmayacağı belli. Sanatçının yeni çalışmalarını değerlendirirken işin bu yönünü göz ardı etmemeli.

3 Aralık 2016

Celal Binzet

ANADOLU KADINLARI, KADINLARIMIZ…

M.Ö. 40.000 yıllarında yapıldığı tahmin edilen mamut dişinden yontulmuş kadın başı heykeli, insanlığın en eski sanat eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İnsanoğlunun kendini kötü ruhlardan korumak, bereketi simgelemek için başlattığı ve asıl amacı inanca dayalı olan heykel sanatı, yüzyıllar içinde heykeltıraşların en iyi ifade gücü olmuştur. Kullanılan malzeme ne olursa olsun, mermer, taş, pişmiş toprak, maden; sanatçının sihirli ellerinde anlam kazanmaktadır.

Michelangelo’nun “Davut” ve “Musa” heykelleri, Rodin’in “Düşünen Adam” ve “ Buse” heykelleri, Henry Moore’un “Aile Grubu” heykeli verebileceğimiz en güzel ve önemli eserlerdir. Buna bağlı olarak günümüzde de birçok eserleri aynı katagoride değerlendirmek mümkündür. Görünen o ki, Heykel Sanatçımız Azimet Karaman’ın “İdoller” ve “Anadolu Kadınları” adı altında yapmış olduğu eserleri oldukça dikkat çekmiş ve birçok araştırma kollarına referans olmuştur.

2003 yılında, değerli hocamızın seramik derslerini vermek üzere üniversitemize gelmiş olması, hemen akabinde yoğun atölye çalışmaları sonucunda gösterdiği performansı takdir edilmiştir. Soyut formlar ve heykeller bu tempolu çalışmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. “İdoller” ve “Anadolu Kadınları” eserleri ardı ardına gelmiş ve sanatseverleri ahşabın sıcaklığıyla tanıştırmıştır. Bir yandan mermerin o buz gibi soğukluğunu, diğer yandan ahşabın o derinliği ve içine çekişini yoğun bir şekilde hissettiren Azimet Karaman’ı; atölyesinde ağacın su yolunu ve dokusunu incelerken, inatçılığını nasıl yok ederim diye saatlerce etrafında dönerken, konuşurken ve en nihayetinde zafer kazanmış olarak görmeniz mümkündür.

Ağacın dokusunu, kadın formuna denk getirişini; biraz abartılı, biraz stilize edilmiş fi gürlerini son çalışmalarında keyifl e izleyeceğimiz bir gerçektir.

Sanatçımız Azimet Karaman, Kanada’nın Ottova Kenti’nde “Dünya Şehit Diplomatlar Anıtı” ile 2012 yılında aldığı ödül ile uluslararası platforma adını kazımıştır. Sanat serüveninde daha bahsedebileceğim birçok nitelikli yapıtların olduğunu az çok tahmin ettiğinizi düşünüyorum.

“Anadolu Kadınları” sergisini benim gibi, sevenlerinin de heyecanla beklediğine eminim. Yolun açık olsun sevgili dostum Azimet…

26 Ocak 2017

Güler Akalan

Bilgi / Info

Azimet Karaman’a ait ahşap ve bronz eserlerin yer aldığı “Dönüşüm” isimli heykel sergisi, 10 Şubat – 1 Mart 2017 tarihleri arasında Galeri Soyut B salonunda izleyicisi ile buluşuyor.

Katalog için tıklayınız. (10mb)

Yazılar (Kayıhan Keskinok)

Yontu sanatçısı Azimet Karaman’ın lisans ve lisansüstü öğrencileriyle paylaştığı atölyesinde gördüğüm beş, on yapıtının bende, benliğimde ne büyük heyecan dalgaları, ülküleri uyandırdığını bilmiyor.

Bu heyecanın nedenini açıklarken birçok sanat dergilerinde, çoğu yabancı sözcüklerle süslenen ve olaya yüksek perdeden bakan kişilerin anlatış garipliklerine asla girmeyeceğim.

Ama onun sanatının hareket noktası ve dolayısıyla anlayışını (concepte) bir Anadolu özdeyişiyle, ağzıyla açıklayacağım: “Herkes kaşık yapar, ama sapını ortasına oturtamaz (doğrulayamaz)”. Burada, bu özdeyişte, halkın engin sezisiyle -estetik hiçbir zaman değişmeyecek, bu yüzden- her zaman çağdaş niteliklerin ortaya konduğu bir biçim sorunu dile getirilmiştir.

Azimet eserlerinde, tıpkısına bu sezgiyi, çağdaş ölçütler çerçevesinde dile getirmektedir. Halk  ezgisinde söz konusu olan kaşık bir maddenin işlenmesidir. Maddenin bir kişiliği vardır. Madde bir ağaçtır; onu oyarken, onun suyuna uymak gerekir. Sanat yapıtı, her şeyden önce bir zanaatkar olan kişi (sanatçı) ve kullanılan aletlerle birleşen bir bileşik, bireşimdir (sentez).

Azimet bunu yapıyor. Bunu uygularken kendi birikimlerinden estetik çağdaş birikimlerinden kaynaklanan bir anlayış çerçevesinden…

Maddenin en olabilen, Hititlerin bana göre Sanat Tarihinde özdeksel niteliklerin en başarılı eseri, Yunan Sanatının o çok övülen Milo Venüsü’nün eserlerinden çok, Hitit Aslanıdır. Çünkü orada, özdeğin, taşın etkisinin, ağırlığı, sertliği, her şeyden önce, zorlamadan taşa yapılmasıdır.

Çünkü orada idealler, taşın o kendine özgü nitelikleri, maddenin aleyhine olarak zorlanmıştır.

Azimet bu anlamda maddeyi zorlamadan, kültürel ve çağdaş birikimlerini dile getirmektedir.

Eserlerinde ister soyut ister somut olsun bu niteliği sergilemektedir.

Kültürel ve çağdaş birikimler[in]de Anadolu ekini ağır basmaktadır.

Hitit, Selçuklu ve Anadolu gerçeğinin birikimi, bütün eserlerinde görülür. Onlar eserlerinde olabilir. Ancak Azimet duygu, duyarlık konusunda, istikametlerin, karşıtlarının, hız, durağanlık, Ve hareket sorunlarının, konusunda duyarlıdır. Onlar o soyut ama etkili dinamikleriyle bizde soyut görüntülerin gizemli etkilerini dile getirir.

Ve özellikle bu konuda eserler vereceğine ve özellikle, naturalist yaklaşımlardan uzak, abidevi (anıtsal) eserlerde kendini daha iyi gösterebileceğine inanarak.

Bu genç sanatçının dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayarak yazımı tamamlıyorum.

18 Nisan 2014

Not: Kayıhan Keskinok’u sonsuzluğa uğurlamadan önce el yazısı ile yazdığı bu yazıya, herhangi bir düzelti yapılmadan aktarılmıştır.

Yazılar (Hasan Pekmezci)

AZİMET KARAMAN’IN HEYKELLERİ VE KADIN TORSLARI ÜZERİNE

Sanat, toplumların kültür birikimiyle paralellik gösteren en önemli ‘’toplumsal nitelik kriterlerinden’’ biri. Bir söz vardır, ‘’bana dostunu söyle, senin kim olduğunu söyleyeyim’’.

Bu sözün bizim ilgi alanımız için uyarlanmışıyla ‘’Bana sanatını göster, senin ne kalitede bir toplum

olduğunu söyleyeyim’’

Atatürk’ün bütün çabalarıyla sanat ve kültür odaklı bir kimlik yaratmaya çalıştığı ülkemizde, bir Ortadoğu toplumu olarak çeşitli ayak bağlarına rağmen özveri ile sanat icra edebilme çabasında olan her insanın takdire değer olduğunu öncelikle belirtirim her yazımda. Bunca sınırlılıklar içinde sanat için didinmek kolay bir mücadele değildir bana göre. Her zaman alkışlanacak, kutlanacak bir çabadır çünkü. Ondan sonraki her değerlendirme sübjektiftir, zaten sanatın yaratan için de izleyen için de özgürlüğü bir anlamda bu sübjektifl ikten gelir.

Sanatın her dalı kendine göre ayrı ayrı çaba gerektirir. Kimine göre baskıresim, kimine göre suluboya resim, kimine göre yağlıboya resim çok zordur, denir. Bana göre her tekniğin, her anlatım yolunun kendine özgü tadı, işlevi var. Seveni için de her teknik bütün zorluklarına rağmen hazdır, mutluluktur. Bu nedenle birini diğerine kurban etme gibi bir tavır tam bir yanılgı sayılmalı.

Ama toplumsal ilginin, maddi-manevi desteğin yerlerde süründüğü bir ortamda özellikle heykel gibi bir alanda uğraş vermeyi fedakarlıklar içinde mücadele saymayı da gerekli görüyorum. Çünkü özel çalışma mekanları-atölyeler, malzeme, araç-gereç, yoğun emek için zaman gibi bir yığın uğraşı ile meydana getirilebilen; anlık izlenimlerle ifade yerine, uzun zamana, işçiliğe, maddi-manevi desteğe, emek gücüne ihtiyaç duyulan bir alan. Çok istediğim halde bu gereklilikler nedeniyle bir türlü başlayamadığım ve içimde ukde olarak kalan bir sanat dalı.

İşte bu zorlu alanda yıllardır sessiz sedasız, gösterişsiz çabalar harcayan, pişmiş toprak, ahşap, bronz gibi çeşitli biçimlendirme malzemeleriyle özellikle kadın konusunda eserler meydana getiren bir sanat eri, Azimet Karaman. Eğitimciliğini örgün ve yaygın eğitim içinde sürdürürken bir yandan da heykelle yatıp, heykelle kalkma tutkusu.

MÖ 25 binlerde Willandorf Venüsü’ne ulaşan ‘’Kadın Teması’’ bütün sanat akımlarının, eğilimlerinin ilgi alanında kalmış sanat tarihi boyunca. Bu yüzyılda da neredeyse her sanatçının çeşitli şekillerde anlatım alanında.

Doğurganlığıyla hepimizde ayrı bir sorgulama duygusu yaratan; tanrıça. Form açısından da çok zengin biçimlendirme olanakları sunan; maddeye hükmederek, Azimet’in eserlerindeki duyarlığa fırsat yaratan duygu-düşünce, yaratım süreci yüklemede, adeta onu kışkırtan bir konu. Yer yer abartılı büyük-küçük kütlelerin, ölçülü bir akış içinde, bence Azimet’in anlatımına en uygun düşen bilinçli bir seçim. Başka bir yaklaşımla yalıtılmış heykellerin tors olarak sunumu da çok başarılı.

Gönül isterdi ki Azimet’in bazı tasarımlarının büyük boyutlu heykelleri parklarımızda, meydanlarımızda, toplumun her gün gözleri önünde olabilsin. Çünkü özveri içinde sanatını icra edebilmek için mücadele veren Azimet gibi sanat fedailerinin emeklerini, azimlerini, sanat tutkularını en azından onurlandırmak anlamına gelir, böyle bir beklenti. Hayal da olsa özlem bu ya…

10 Aralık 2016

Hasan Pekmezci

Yazılar (Celal Binzet)

FİGÜRÜN YALIN ANLATIMI

Figürün “somutlaşması” aşamaları sanatın belli başlı sorunları arasında gelir. Denilecektir ki, fi gür zaten somut bir kavramın karşılığı değil midir? Bir obje ya da nesnenin görünürlüğünü olduğu gibi yansıtma çabasının adıdır anılan eylem. İlk anda çelişkiliymiş gibi görünüyor. Ancak sanattaki anlatım dilinin birbirinden bağımsız yollarla sonuca ulaşabileceği göz önünde bulundurulursa burada vurgulanan kavramla ne demek istendiği daha iyi anlaşılır kuşkusuz. O yansıtma eyleminin içinin, adına biçem denilen kişisel anlatım diliyle dışa vurulduğunu bilmek zorundayız. Heykel sanatının bu sorun karşısında takınacağı davranış baştan bellidir. Daha doğrusu heykel sanatçısının malzemeyle yüzleşmesi, onun hareket yeteneğini kısıtlayıcı bir rol üstlenebilir. Bu açıdan bakıldığında sanatçının düşünce sistemi, bir yerden sonra kendisinin dışında var olan nedenlerle yol almaya başlar. Azimet Karaman’ın son dönem çalışmalarında karşımıza çıkan örnekleri bunun somut örneği. Gördüklerimiz, aza indirgenmiş bir anlatımın sonuçları.

Heykellerin yapımı aşamasında kullanılan ahşabın olanaklarıyla ilintili biçimleme anlayışı, sanatçıya böyle bir dili kullanma yolunu neden açmasın? Doğrusuna bakılırsa Karaman’ın daha önceki çalışmalarında baskın olan biçemi, bu son dönem yaptıklarında biraz olsun geriye itilmiş gibi. Çünkü şimdiki çalışmalarında öne çıkan anlayış, daha yalın ve kitle etkisi ağır basan heykeller. Küçük boyutlu olsalar bile değinilen ağırlığı görmemek olanaksız. Bir kez daha heykelde, boyutla ağırlık arasındaki ilişkinin fiziksel bir ölçmeden çok anlam boyutuna ilişkin bir niteleme olduğunun altını çizelim. Çoğunlukla figürün öne çıkarıldığı kütlesel düzenlemeler yanında soyut denemelerin yer alması dikkat çekici. Onlardaki biçim anlayışı ile fi gürlerin yapısı arasında kurulabilecek görsel ilişki biçemsel farklılığı gidermede en önemli etmen. Bu arada, sanatçının kullandığı ahşabın sıcaklığını işin içerisine katmak zorundayız. Heykel sanatında öz ile biçimin üzerinde buluştuğu malzeme bu açıdan büyük önem taşır. İşlenebilme özelliğinin düşünülen biçime ulaşabilme yolunda kolaylaştırıcı bir yönünün bulunması yapıtın bütünlüğünü sağlamada etken olacaktır sanırım. Söz konusu örneklerdeki anlatım ikiliğini, ayrıştırıcı bir özellik saymak yerine aynı hedefe yönelmiş bir düşünce sürecinin alıştırmaları olarak görürsek sorunu daha kolay çözeceğimize inanmak gerek. Karaman’ın yeni çalışmaları karşısında kendi içinde yaşadığı değişim süreçlerinin olumlu izleri rahatlıkla okunabiliyor. Kavrayıcı ve etki bakımından uyarıcı işler. Zaten sanatın temelinde yatan anlayış da böyle bir sonuca ulaşmaktan başkası değil. Bu anlamda ulaşılmayı ekleyen hedefleri kendisine yol olarak çizen sanatçının yarışı da başkalarından çok kendisiyledir. Hep daha iyiyi arama çabası bu yolda en iyi itici güçtür.

Günümüzde heykel sanatına karşı oluşturulmaya çalışılan olumsuz havayı düşünürsek bu yarışın hiç kolay olmayacağı belli. Sanatçının yeni çalışmalarını değerlendirirken işin bu yönünü göz ardı etmemeli.

3 Aralık 2016

Celal Binzet

Yazılar (Güler Akalan)

ANADOLU KADINLARI, KADINLARIMIZ…

M.Ö. 40.000 yıllarında yapıldığı tahmin edilen mamut dişinden yontulmuş kadın başı heykeli, insanlığın en eski sanat eserlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

İnsanoğlunun kendini kötü ruhlardan korumak, bereketi simgelemek için başlattığı ve asıl amacı inanca dayalı olan heykel sanatı, yüzyıllar içinde heykeltıraşların en iyi ifade gücü olmuştur. Kullanılan malzeme ne olursa olsun, mermer, taş, pişmiş toprak, maden; sanatçının sihirli ellerinde anlam kazanmaktadır.

Michelangelo’nun “Davut” ve “Musa” heykelleri, Rodin’in “Düşünen Adam” ve “ Buse” heykelleri, Henry Moore’un “Aile Grubu” heykeli verebileceğimiz en güzel ve önemli eserlerdir. Buna bağlı olarak günümüzde de birçok eserleri aynı katagoride değerlendirmek mümkündür. Görünen o ki, Heykel Sanatçımız Azimet Karaman’ın “İdoller” ve “Anadolu Kadınları” adı altında yapmış olduğu eserleri oldukça dikkat çekmiş ve birçok araştırma kollarına referans olmuştur.

2003 yılında, değerli hocamızın seramik derslerini vermek üzere üniversitemize gelmiş olması, hemen akabinde yoğun atölye çalışmaları sonucunda gösterdiği performansı takdir edilmiştir. Soyut formlar ve heykeller bu tempolu çalışmanın sonucunda ortaya çıkmıştır. “İdoller” ve “Anadolu Kadınları” eserleri ardı ardına gelmiş ve sanatseverleri ahşabın sıcaklığıyla tanıştırmıştır. Bir yandan mermerin o buz gibi soğukluğunu, diğer yandan ahşabın o derinliği ve içine çekişini yoğun bir şekilde hissettiren Azimet Karaman’ı; atölyesinde ağacın su yolunu ve dokusunu incelerken, inatçılığını nasıl yok ederim diye saatlerce etrafında dönerken, konuşurken ve en nihayetinde zafer kazanmış olarak görmeniz mümkündür.

Ağacın dokusunu, kadın formuna denk getirişini; biraz abartılı, biraz stilize edilmiş fi gürlerini son çalışmalarında keyifl e izleyeceğimiz bir gerçektir.

Sanatçımız Azimet Karaman, Kanada’nın Ottova Kenti’nde “Dünya Şehit Diplomatlar Anıtı” ile 2012 yılında aldığı ödül ile uluslararası platforma adını kazımıştır. Sanat serüveninde daha bahsedebileceğim birçok nitelikli yapıtların olduğunu az çok tahmin ettiğinizi düşünüyorum.

“Anadolu Kadınları” sergisini benim gibi, sevenlerinin de heyecanla beklediğine eminim. Yolun açık olsun sevgili dostum Azimet…

26 Ocak 2017

Güler Akalan

Aşağıdaki görsellere tıkladığınızda büyük boyutlu görüntüleyebilirsiniz. İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için:
Eserin altında yazan Eser Kodunu belirterek bizimle e-posta, telefon ( 0 312 438 86 70 ) veya sayfanın altında bulunan formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz.

İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için formu doldurabilirsiniz

Adınız (gerekli)

E-posta Adresiniz (gerekli)

Eser Kodu (Örnek: he1502-11)

Telefonunuz (gerekli)

Mesajınız