BÜLENT TANIK

” CANDENİZİ | MARE VITAE “
 25 Mayıs – 13 Haziran 2018      B Salonu

Galeri Soyut, 25 Mayıs – 13 Haziran 2018 tarihleri arasında Bülent Tanık’ın “Candenizi” isimli resim sergisini sanatseverlerle ile buluşturuyor.
Gallery Soyut brings together Bülent Tanık’s solo painting exhibition named “Mare Vitae”, the dates between May 25th and June 13th with art lovers.

Empty tab. Edit page to add content here.

1949 Niğde doğumlu. Adana Erkek Lisesi, ODTÜ Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü mezunu. 1977-82 İller Bankasında Şehir Plancısı, 1978-79 Yerel Yönetim Bakanlığı Müsteşarlık Araştırma Kurulu’nda Uzmanlık.
1976-88 TMMOB Yönetim Kurulu Üyeliği, saymanlık, Başkan Yardımcılığı 81-85 TMMOB Başkanı, 86-88 TMMOB Genel Sekreteri. 86-88 Balkan Ülkeleri Mühendisleri Sürekli Konferansı COPİSE Yönetim Kurulu Üyeliği.
1993-2009 Yayımevi-URAY Aş. Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı
1995-1999 Ada Kentliyim Dergisi ve Ada Yerinden Yönetim Gazetesi Kurucusu ve Genel Yayın Yönetmeni.
Eylül 2007 Mimarlar Odası Ankara Ulucanlar Cezaevi Müze Olsun Etkinliğinde Cezaevinden Portreler Kişisel Sergisi.
2009-2014 Çankaya Belediye Başkanı, 2009-2014 İç Anadolu Belediyeler Birliği Başkanı.
2010-2014 UCLG Dünya Birleşmiş Kentler ve Yerel Yönetimler Birliği Yönetim Meclisi Üyesi.2010-2014 MEWA Ortadoğu ve Batı Asya Kentler ve Yerel Yönetimler Birliği Yönetim Meclisi Üyesi.
2010-1014 CEMR Avrupa Kentler ve Bölgeler Konseyi Başkan Yardımcısı.
2015- İzmir Büyükşehir Belediye Başkan Danışmanı.
2016- Ege Barış ve İletişim Derneği Başkanı.

Resim Cesaret İster
İlk öğretmenim İnci Hanım, belki diğer derslerimin hatırına belki biraz da çocuk yüreğimin kırılmaması adına resim notumu zayıf değil orta vermişti. Bu işe yeteneğim olmadığı düşüncesi haksız sayılmazdı. Auxipery’nin Küçük Prens’inin fil yutmuş boğa yılanı resmi gibi, sadece yatay bir çizgi üstüne sivri bir yarım yumurta ve kuyruk tüyleri yerine de yaprak çizerek bu “kafasını suya sokmuş ördek!” diyen ama iyi şiir yazabilen babam bana inandı. Türlü çeşitli boya kalemleri aldı kıymetli kitaplarını ve evin duvarlarını bile karalamama kızmadı. Hep yüreklendirdi…
Özgüven kazanmanın, yetkinleşme yeteneği en güçlü canlı türü olan insanın en önemli ihtiyacı olduğunu evim de okulum da biliyorlardı. Üçüncü sınıftan itibaren resim yapabilirim hatta güzel yaparım duygusu taşımaya başladım. Okul duvarlarına asılan resimler yapabiliyordum. Böylece resim notlarım hiç tamdan küçük olmadı…
Bence resim yapmak her şeyden önce cesaret ve özgüven işi. Bir de görmek! Gözle, beyinle ve yürekle. Görmek de bilmekle var olabilen bir yeti. Bir kamera, bir bilgisayar ışığı alıp kayıt yapabilir belki, ama görmek için ayrıca karşılaştırma, benzetme tamamlama ve yorum yapma becerisine sahip bir merkeze ve bütünlüğe ihtiyaç vardır. Göz, beden ve beyin ilişkisi -nöronlar, sinapslar ve mevcut kayıtları işleyebilen, ışığa ya da ona eşdeğer uyaranlara karşı duyarlı beyin odakları- olmasa görebilir olmayız. Bu muhteşem insan yeteneği bunlarla da sınırlı değil. İnsan gördüklerinin üzerine düşünerek, hissederek ve soyutlayarak görmediklerini de ekleyebilir. Olmayanı tasarlayabilme ve geliştirebilme becerisine sahiptir. Bu biraz da sorumluluğudur bence! İnsan yetkinleşmesinin sınırsızlığı, bu becerilere ve bunların toplumsal evrensel birikimine bağlı olarak her gün daha da güçlenmektedir. İnsan artık göz sinirlerinin algılamakta yetersiz kaldığı şeyleri değerlendirecek, görebilecek, kaydedecektir. Bugün olmayanları ya da yarın olabilecekleri görebilme becerileri taşımakta, bunlar için araçlar, donanımlar üretebilmektedir.

Uygarlıkların en hızlı biriktiricisi ve aktarıcısı olan diller ve yazının önemli bir kaynağı da kuşkusuz deneyimleri ve gözlemleri mağara duvarlarına kaydeden resimlerdi. Bunlar üzerinden ustalıklar geliştirildi. Çağlarının evrensel birikimleri üzerine kimi zaman bilimsel bilginin henüz çözümleyemediği ileri adımları görebilen ve bunları sanatlarına yansıtan dâhi sanatçılar oldu. Olacak da! Sanatın öngörü yeteneği ve duvarları aşma becerisi aynı zamanda evrensel bir sorumluluk ve sorumsuzluk birlikteliğinin ya da özgür yaratma cesaretinin üzerinde kimi zaman bilime öncülük ederek zenginleşmekte…
Cesaret gerektiren bir iş olarak resim, yapana da izleyene de rahatlatma ve rahatsız etme, neşelendirme ve hüzünlendirme, düşündürme ve tedavi etme, kaydetme ve aktarma misyonları taşıyabilir. Ya da bunlardan hiçbiri…
CANDENİZİ’ne gelince bu bir tanıklığın, duygu yoğunlaşmasının ve paylaşma güdüsünün ürünü.
2015 Ağustos’uydu. Sabah erken, gün daha yeni ışıyordu. Midilli Adasının kuzeyinde bir koyda Yunanlı bir dostumla balığa çıkmış, paragat topluyordum. Birden zılgıt sesleri gelmeye başladı. Seslerin geldiği yer çok yakındı. Çoğunluğu kadın ve çocuk 50 kadar göçmen Yunanistan’a ulaşmıştı. Onları getiren lastik bot kayalıklara oturmuş ve taşıdıkları tarafından parçalanmıştı. Yolcularının bir kısmı karaya çıkmış diğerleri de sığ sulara bata çıka yürüyor ya da yüzüyordu. Zılgıt tıpkı bizim güneydoğu kadınlarımızın zılgıtlarına benziyordu. Çocuklar çığlık çığlığaydılar. Çıktıkları kayalıkların Yunanistan olduğundan emin olduklarında ancak biraz rahatladılar… Basından izlediğimiz göç ve sığınma dramına eşimle birlikte ilk kez doğrudan tanıklık ettik. Bir de Adalıların bu beklenmedik “misafirlere” karşı insanca tutumlarına. Çağımızın ve yaşadığımız toplum düzeninin en acımasız insanlık dramının – savaşların ve kaçmak ve kaçanı insanca karşılayabilmek mecburiyetinin – duyumsattığı toplumsal ve kişisel travmaların tanıklığı! Bu tanıklık eşim Feride Aksu’nun yaptığı Kumsal adlı kısa bir filme dönüştü. Bana da bu sergiyi oluşturan resimleri yaptırdı.
Candenizi aslında bizim denizimiz. Ege Denizi yani Akdeniz, yani Mare Nostrum. Akdeniz, dört yakası için de kimi zaman ayıran kimi zaman birleştiren bir köprü olmuş. Onun üzerinden hayata koşulmuş, onun üzerinde hayattan düşülmüş. Akdeniz bir bakıma mare vitae. Hayatın kaynağı, başladığı yer olan suların bize en tanıdık olanı… Ege, Akdeniz bir barış denizi, hayat denizi olsun. Kan denizi değil Candenizi!
Ötekileştirmelere karşı insana, doğaya hayata bir daha baktırsın. Neredeyse bir avuç kanı için vurulan atmaca gibi insanları telef eden acımasız çıkar savaşlarının sonlanmasına kendince bir çağrı olsun Candenizi!
Özgür ve onurlu bir hayatın herkesin her yerde hakkı olduğuna inancımı paylaşmak istedim sadece! Bence de “Herkese yeter dünya, herkese yeter ekmek.”

Sayfadaki görsellere tıkladığınızda büyük boyutlu görüntüleyebilirsiniz. İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için, eserin altında yazan Eser Kodunu belirterek bizimle e-posta, telefon ( 0 312 438 86 70 ) veya sayfanın altında bulunan formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz. When you click on the images on the page, you can view it in large size. You can contact us by e-mail, phone (90 312 438 86 70) or by using the form under the page to specify information about the work you are interested in.

Gönder

Sayfadaki görsellere tıkladığınızda büyük boyutlu görüntüleyebilirsiniz. İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için, eserin altında yazan Eser Kodunu belirterek bizimle e-posta, telefon ( 0 312 438 86 70 ) veya sayfanın altında bulunan formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz. When you click on the images on the page, you can view it in large size. You can contact us by e-mail, phone (90 312 438 86 70) or by using the form under the page to specify information about the work you are interested in.

İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için formu doldurabilirsiniz

Adınız (gerekli)

E-posta Adresiniz (gerekli)

Eser Kodu (Örnek: he1502-11)

Telefonunuz (gerekli)

Mesajınız