ORHAN UMUT

” Suretler / Faces ” Resim Sergisi

25 Kasım – 10 Aralık 2016 / Açılış: 25 Kasım Cuma Saat: 18.00-20.00 / Yer: A ve B Salonları

Orhan Umut ” Suretler/Faces ” isimli resim sergisi ile 25 Kasım – 10 Aralık 2016 tarihleri arasında Galeri Soyut A ve B Salonunda izleyicisi ile buluşuyor.

Orhan Umut 1972’de Diyarbakır’da doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu.

Birçok kurum, kuruluş, müze ve özel koleksiyonlarda eserleri bulunan Orhan UMUT, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. 45 kişisel sergi gerçekleştiren sanatçı çalışmalarını Diyarbakır’daki atölyesinde sürdürmektedir.

Hayatın Tanığı Olarak Orhan Umut’un Resimleri

Sanatçının nesnel dünyayı dönüştürmesi görülmeyenlerin görülmesini olanaklı kılar. Her gün ayırtına varmadığımız sayısız nesneyle karşılaşırız. Yanlarından yürür gideriz. Bir düğün olur. Bakarız sadece. İnsanlar oynar. Çalgıcılar yeri göğü inletir. Gelin kız salınır ortalarda. Kahvelerde sokaklarda insanlar günlük bir telaşı sürükler. Görmeyiz. Kırık bir bisikletin, bir tekerin, bir taburenin, bir ayakkabının ne anlamı var. Sıradan şeyler olarak yıpranır ve çıkarlar hayatımızdan. Çöplüklerden iğrenerek geçeriz. Ama hayat da budur işte. Böyle yaşanır. Sıradan ve olağan. Sanatçı, insanlara kendileriyle ilgili görmediklerini gösterendir. Gombrich mitolojiden bir öykü anlatır. Sanatçı, kulesinden her yeri gören ama yaşama müdahale etme olanağı olmayan kişidir. Hangi anlayışta olursa olsun, bütün sanatçıların yaptığı budur. Hiçbir kurum ya da kişinin görevlendirmediği tanıklıklar ve sözcülük.

Desenle ilgili çözümlemelerinde akademik, geleneksel tavra pek yaklaşmak istemeyen bir tutum ilk çalışmalarında da izleniyordu. Bizde nedense anlaşılması zor, katı bir tutum vardır bu konuda. Geleneksel desen eğitiminin sonucudur bu sanıyorum. Sanatçı olacak her adayın doğayı büyük ve küçük ölçekli araştırmalarda başarıyla çözümlemesi bir koşuldur. Özellikle insan yapısı konusunda usta bir gözlemci ve çözümleyici olması, çizginin olanaklarını ustalaşarak kullanması beklenir. Belli bir yere kadar bu beklenti sonuna kadar yerinde ve doğrudur. Sorun özgür yaratma aşamasındaki beklentilerin bir türlü oluşum aşamasını aşmasına izin verilmemesidir. Hangi düzeyde olursa olsun çalışanlardan klasik bir desen ve leke sunumu beklenir. Buna direnenlere hoş bakılmaz. Oysa yaratıcılık yetenekten başka bir şeydir. Okulda gözde olmuş sonra da yitip gitmiş nice yetenekler vardır. Öğrenciliğinde yaramazlığı, ele avuca sığmazlığı söz dinlemezliği ile nice yaratıcı da silinmeye çalışılmıştır. Sonra bir yerlerde boy vermeye çalışırlar. Bu iki gücü iyi kullanan ve cevherini yitirmeyenler de sanatçı olma yoluna girerler. Sanatçılık konusu da gariptir. O tumturaklı, gösterişli, albenili resimleri yapanlar sanatçı oluverirler de canını dişine takıp kendisiyle didişenlere sıra gelmez bir türlü.

Orhan bu süreçten olumlu izlenimlerle geçmeyi başaran yetenekli yaratıcılardan oldu. Doğu insanının gelenekle barışık ilişkilerini kent yaşamııw| içinde de sürdürmesinin payı vardır bunda. Ağır başlı, öğrenmeye açık ve coşkusunu tuvalde yaşamayı seçmesi önemli bir olgunluktur kuşkusuz. Ne çok yetenekli oyuncu vardır, sokaklarda harcarlar bütün becerilerini de sahneye hiç çıkamazlar. Orada biçim kazanamadan uslanır coşkuları. Resimde konu nereden seçilirse seçilsin, önemli olan biçimlendirmedeki başarıdır. Orhan, tanık olduğumuzu düşündüğümüz ama günlük seyirlik ilgi içinde üzerinde fazlaca durmadığımız bir dünyayı sunuyor bize. Bu dünya yer yer Lautrec’in insanlarını çağrıştırsa da eğlence dünyasında uzak, yaşamın içinden tipler sunar bize. Brughel’in yaşam izlekleriyle karşılaşırız. Belki de o, çağdaş bir Brughel’dir. Günlük yaşantısı içinde insanı izleyen Orhan, apolitize olmuş, ancak maçlarda bağıran, ucuz barlarda ya da sokaklarda rembetiko tarzı müzik yapan karma bir kültürle ilgilenir. Bu kültürün insanı, modem dünyaya kıyısından tutunabilen orta alt sınıftan biridir. Yaşama savaşında, eğlencesinden işine, karşılaşmak istemediğimiz insandır. Goya’nın insanlarıdır bunlar bir bakıma. Ama bugüne bakıldığında bu insanlar az gelişmiş ülkelerin insanlannın ortak portrelerini sunarlar bize. Daha çok Emir Kustarica’nın filmlerinden sahneler görürüz. Acımasız, anlamsız ve bir o kadar da güzel bir dünyanın insanlarıdır hepsi. Irak da bombalar patlar, belki de hemen iki sokak ötede gizli bir cinayet işlenir ama hayat sürdüğünden, ucuz bir şarkıcının çatlak sesine eşlik eden uyumsuz müzik aletlerinin susmaması gerekir. Kırık bisikleti onarmaya çalışan tamirci kadın başka türlü yaşayamaz. Hayatın cümbüşü içinde renkli görüntülerine karşın asık yüzlü mutsuz insanları anlatır Orhan. Bir maç sonrası kıpkırmızı arabalarıyla sokaklara dökülenler, adet yerini bulsun, nasılsa herkes bir şeye taraftar diye gürültü yaparlar. Yoksa ne takım ne de spor umurlarındadır. Zor bir hayata katlanmanın gereklerindendir taraftar olmak. Çünkü cümbüşü olmaz başka türlü hayatın. Hep başkaları için yaşayan, çalışan, hep başkalarını eğlendiren bu insanların varlıklarını kanıtlamak için zar zor alınmış kırmızı arabalarını gösterme olanakları yoktur başkaca.
Sanat yapıtlarında sunulanın günlük yaşamla bağı ve ona katılma düzeyimiz, yapıtın yapısına bizim ona yakınlığımıza göre değişir. Bu yapıtı anlamlandırma etkinliğinde önemlidir. Kitlelerin sanatla kurduğu bağda sanatsal olandan uzaklaşarak eleştirel olana yer verdiğiniz ölçüde izleyiciyle kurulan bağ artabilir. Köy seyirlik oyunlarında çizilen tipler, ya da gezici kumpanyaların oyunlarında çizilen karikatürize tiplerin algılanmasındaki kolaylık, onların başarılı sunumlarından çok, eleştirinin yalınlığında gizlidir. Orhan bu gizli anahtarı keşfetmiş görünüyor. Ancak burada bir tehlike de kapıda beklemektedir. Resimde gülmece (humour) unsurları plastik olanaklarla yeterince desteklenmediğinde, resim olmaktan da çıkabilir. Hogart’ın günlük yaşam eleştirilerinde yakaladığı gülmece ve plastik dil arasındaki bağ, bu açısından önemli örnekler sunar.

Tahsin Yücel, Chataubriand’nın “Gnie du Chritianisme”adlı yapıtıntan yaptığı bir alıntıda, “Sanat yapıtında bizi etkileyen şeyin doğrudan doğruya doğa değil, sanatın insanlaştırarak tinimize ve yüreğimize yakın kıldığı bir doğa olduğunu.”1 vurgular. Betimsel anlam (representational meaning) açısından yakaladığımız bu öyküsel yaklaşım ve yaşam kesitleri imler ve imgeler açısından irdelenmesi gereken önemli ip uçları sunarlar. İmge olarak bisikletlerle insanlar benzeşirler. Hepsi yıpranmış, yaşamın içinden gelmekle birlikte, kurmaca bir oyunun öğeleri olarak sunulurlar bize. Bu açıdan da enikonu epik bir oyunu izlediğimizi düşünürüz. Biraz daha ileri giderek bunların Varoluşçu bir romandan kesitler olduğunu da ileri sürebiliriz. Yaşam boştur. Zor ve anlamsız bir yaşantı, bir tür “Adam sen de gün değil mi geçer. Öyle ya da böyle yaşanmasının çok da anlamı yok.” Dedirtir bize. İlginç biçim ve renk belirlemeleri var Orhan’ın. Mavi bisikletler ve kırmızı arabalar. Geçmiş mutlu bir çocukluk özlemidir bisikletler. Ama arabalar şiddetle arzulanan bir gelecektir. 19, A-89 imlerin ne anlama geldiği çok net olmamakla birlikte, sezdirme ve anıştırma (implicatios and allusion) olarak önemli işlevler üstlenirler. Üzerinde 19 yazan kadın bir güzellik yarışmacısı olmadığına göre, bir hayat kadını olmalıdır. Anlaşılıyor ki, Orhan’ın seçtiği tipler çalgıcısından hayat kadınına kadar, katlanılması zor bir yaşantının insanlarıdır. İhayat Bilgisi” serisi bu nedenle hayatın zorluklarını yansıtan, hayat sizin bildiğiniz gibi Laila’da yorulup Halikamas Diskoda dinlenmek değildir diyen resimlerdir. “Diyolog” resimleri de hayatın en iletişimsiz yanlarının resimleridir. Bu adlandırmadan da anlaşılacağı gibi tiplerdeki içerik ve anlam açısından da sindirilmiş ve dönüştürülmüş bir kara mizah söz konusudur bu resimlerde. Neşe Erdok’ta gördüğümüz yaşamın acımasız sahnelerinde eleştiri çok gizlidir. Ama Orhan gördüğünü göstermek ve biziz hayat konusunda uyarmak için çaba harcamaktadır.

Orhan’ın resmi öncelikle bir figür resmidir. Hem de öylesine bir figür resmidir ki, bunlarda biçimsel ve artistik açıdan resimsel olan önce tamamen dışlanır. Olay, bu olayın geçtiği mekan ve olaya karışan insanlar resmin temel çıkış noktasıdır. Bunlar belirlendikten sonra boyama aşamasında anlatılanın resimsel değerlerle sanatsal alana çekilme süreci yaşanmaya başlanır. Orhan bu tavrıyla, Türk resminde yeni bir söylem yakalamıştır. Benzer koşullarda yaşayan Güney Amerika yerlisi de Güney Asyalı, Orta Doğulu, Balkanlı insanın yaşantındaki acı ortaklıkları alaylı bir dille bize ulaştırmaktadır. “Her yapıt kendisini başkaları için önemli ve anlaşılır kılan,bir takım nesnel öğelerle, yani bir takım bilgilerle ve görüşlerle doludur. Buna göre her yapıt, içinde piştiği ortamın bir yansıtıcısı, hatta bir açıklayıcısıdır, böyle olmakla toplumsal-tarihsel bir değer ortaya koyar. Bir yapıtın öznel özellikleri bir çağın ya da bir ortamın birtakım nesnel özelliklerini kendilerinde barındırırlar.”2 Bütün sanatçıların yapıtları ister soyut ister figüratif olsunlar, eğer salt satılık bir meta salt beğeniye seslenen resim (el işi) değillerse kendi dönemlerinin ve algılama biçimlerinin önemli belgeleridirler. Orhan’ın resimleri dönem tanıklığı açısından cesur ve nitelikli çalışmalar olarak ilgilenilmeyi hak ediyorlar.

Bedri Karayağmurlar

Olağan, durağan suretler

Orhan Umut’un resimlerindeki durağanlık karamsarlık yaymıyor, umutsuzluğu beslemiyor. Mutsuzluk tarif ediyor ama umutsuzluğa dair bir tavır geliştirmiyor. Kırılması gereken bir iletişimsizliğe işaret ettiğini düşünebiliriz. Böyle bakınca da umutlu bile görmek mümkün.

İzlediğimiz filmler, dinlediğimiz masallar, reklam panoları… Her yerde ve her şeyde kadına/erkeğe dair belirlenmiş biçimsel kalıplarla karşılaşıyoruz. Bu, aynı zamanda bir dayatmaya dönüşüyor. Oysa sokaktaki insan tipolojisi, öğretilmiş güzellik algısına ve biçimsel normlara uymuyor. Orhan Umut, resimlerinde insanı ne idealize ne de karikatürize ediyor. Şehir yaşamının gündelik hayatı içinde gördüğümüz ‘sıradan’ orta sınıf insanları resmediyor. Ama fonda mekân olarak yüksek binaların, ışıltılı caddelerin olduğu şehirler yerine ahşap evler, deniz kenarı, doğada bir yer kullanmayı tercih etmiş.

“Suretler/Faces” isimli sergisindeki tabloların çoğunda kalabalık insan grupları var. Kalabalık, iç içe, yan yana ama birbiriyle konuşmayan, gülmeyen, eğlenmeyen insanlar. Sergiyi dolaşırken, modern şehir yaşamı içindeki iletişimsizlik çarpıyor izleyicinin gözüne. Yüzler gülmüyor, ağızlar hep kapalı, karşılıklı baksalar bile karşısındakine bakmıyor insanlar.

Resimlerin çoğunda eski model arabalar var. Ama hepsi yalnızca fonda duruyor. Arabaların varlığı yaşamın kurgulanmış akışını, hareket etmiyor olmaları ise ilerleyen hayatın sıradanlığını ve durağanlığını hatırlatıyor. Arka planda doğa hep var. Kurumuş bir ağaç, sazlıklar, bir tepenin eteği, deniz kenarı, ağaçlık alan canlı ve kurumaya yüz tutmuş bütün halleri geçiyor arka planda. Geçiyor demek yanlış aslında; öylece duruyor.
Bir de köpekler var. İnsanların ya etrafında geziniyor ya da yanlarında oturuyorlar. İnsan ve doğa arasındaki çatışmada arada kalmışlığı temsil eder gibiler. Doğal ortamlarını yok etmiş insan tarafından kendi koşulları dayatılarak evcilleştirilmiş hayvanların bu akıp giden durağan yaşam içindeki konumlanışı en iyi köpeklerle anlatılır herhalde.

Orhan Umut’un resimlerindeki durağanlık karamsarlık yaymıyor, umutsuzluğu beslemiyor. Mutsuzluk tarif ediyor ama umutsuzluğa dair bir tavır geliştirmiyor. Kırılması gereken bir iletişimsizliğe işaret ettiğini düşünebiliriz. Böyle bakınca da umutlu bile görmek mümkün.

Figüratif ve renkçi bir ressam olan Orhan Umut 1972 Diyarbakır doğumlu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü, Hasan Rastgeldi Atölyesi’nden mezun. Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’da birçok kişisel sergi açan ve karma sergilere katılan Umut, aynı zamanda 65. ve 68. Devlet Resim Heykel yarışmasında “Başarı” ve “Jüri Özel” ödüllerini aldı. Halen Diyarbakır’da sanat eğitimciliğine ve özel atölyesindeki çalışmalarına devam ediyor.
Sanatçı, resimlerindeki dramatik kurguyu renklerle de oldukça güçlendirmiş. Orhan Umut’un “Suretler/Faces” adlı kişisel sergisi, insanın insana, doğaya, kendine yabancılaştığı şehir hayatına bir de uzaktan bakmak isteyen sanatseverler için kaçırılmaması gereken bir sergi. Bununla ilgilenmeyenler ise, iyi kurulmuş figüratif bir renk sonatı seyircisi olabilirler.
– Sevinç Koçak

Bilgi / Info

Orhan Umut ” Suretler/Faces ” isimli resim sergisi ile 25 Kasım – 10 Aralık 2016 tarihleri arasında Galeri Soyut A ve B Salonunda izleyicisi ile buluşuyor.

Orhan Umut 1972’de Diyarbakır’da doğdu. 1997’de Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu.

Birçok kurum, kuruluş, müze ve özel koleksiyonlarda eserleri bulunan Orhan UMUT, Gazi Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nde Yüksek Lisans eğitimine devam etmektedir. 45 kişisel sergi gerçekleştiren sanatçı çalışmalarını Diyarbakır’daki atölyesinde sürdürmektedir.

Orhan Umut Resimleri Üzerine...

Hayatın Tanığı Olarak Orhan Umut’un Resimleri

Sanatçının nesnel dünyayı dönüştürmesi görülmeyenlerin görülmesini olanaklı kılar. Her gün ayırtına varmadığımız sayısız nesneyle karşılaşırız. Yanlarından yürür gideriz. Bir düğün olur. Bakarız sadece. İnsanlar oynar. Çalgıcılar yeri göğü inletir. Gelin kız salınır ortalarda. Kahvelerde sokaklarda insanlar günlük bir telaşı sürükler. Görmeyiz. Kırık bir bisikletin, bir tekerin, bir taburenin, bir ayakkabının ne anlamı var. Sıradan şeyler olarak yıpranır ve çıkarlar hayatımızdan. Çöplüklerden iğrenerek geçeriz. Ama hayat da budur işte. Böyle yaşanır. Sıradan ve olağan. Sanatçı, insanlara kendileriyle ilgili görmediklerini gösterendir. Gombrich mitolojiden bir öykü anlatır. Sanatçı, kulesinden her yeri gören ama yaşama müdahale etme olanağı olmayan kişidir. Hangi anlayışta olursa olsun, bütün sanatçıların yaptığı budur. Hiçbir kurum ya da kişinin görevlendirmediği tanıklıklar ve sözcülük.

Desenle ilgili çözümlemelerinde akademik, geleneksel tavra pek yaklaşmak istemeyen bir tutum ilk çalışmalarında da izleniyordu. Bizde nedense anlaşılması zor, katı bir tutum vardır bu konuda. Geleneksel desen eğitiminin sonucudur bu sanıyorum. Sanatçı olacak her adayın doğayı büyük ve küçük ölçekli araştırmalarda başarıyla çözümlemesi bir koşuldur. Özellikle insan yapısı konusunda usta bir gözlemci ve çözümleyici olması, çizginin olanaklarını ustalaşarak kullanması beklenir. Belli bir yere kadar bu beklenti sonuna kadar yerinde ve doğrudur. Sorun özgür yaratma aşamasındaki beklentilerin bir türlü oluşum aşamasını aşmasına izin verilmemesidir. Hangi düzeyde olursa olsun çalışanlardan klasik bir desen ve leke sunumu beklenir. Buna direnenlere hoş bakılmaz. Oysa yaratıcılık yetenekten başka bir şeydir. Okulda gözde olmuş sonra da yitip gitmiş nice yetenekler vardır. Öğrenciliğinde yaramazlığı, ele avuca sığmazlığı söz dinlemezliği ile nice yaratıcı da silinmeye çalışılmıştır. Sonra bir yerlerde boy vermeye çalışırlar. Bu iki gücü iyi kullanan ve cevherini yitirmeyenler de sanatçı olma yoluna girerler. Sanatçılık konusu da gariptir. O tumturaklı, gösterişli, albenili resimleri yapanlar sanatçı oluverirler de canını dişine takıp kendisiyle didişenlere sıra gelmez bir türlü.

Orhan bu süreçten olumlu izlenimlerle geçmeyi başaran yetenekli yaratıcılardan oldu. Doğu insanının gelenekle barışık ilişkilerini kent yaşamııw| içinde de sürdürmesinin payı vardır bunda. Ağır başlı, öğrenmeye açık ve coşkusunu tuvalde yaşamayı seçmesi önemli bir olgunluktur kuşkusuz. Ne çok yetenekli oyuncu vardır, sokaklarda harcarlar bütün becerilerini de sahneye hiç çıkamazlar. Orada biçim kazanamadan uslanır coşkuları. Resimde konu nereden seçilirse seçilsin, önemli olan biçimlendirmedeki başarıdır. Orhan, tanık olduğumuzu düşündüğümüz ama günlük seyirlik ilgi içinde üzerinde fazlaca durmadığımız bir dünyayı sunuyor bize. Bu dünya yer yer Lautrec’in insanlarını çağrıştırsa da eğlence dünyasında uzak, yaşamın içinden tipler sunar bize. Brughel’in yaşam izlekleriyle karşılaşırız. Belki de o, çağdaş bir Brughel’dir. Günlük yaşantısı içinde insanı izleyen Orhan, apolitize olmuş, ancak maçlarda bağıran, ucuz barlarda ya da sokaklarda rembetiko tarzı müzik yapan karma bir kültürle ilgilenir. Bu kültürün insanı, modem dünyaya kıyısından tutunabilen orta alt sınıftan biridir. Yaşama savaşında, eğlencesinden işine, karşılaşmak istemediğimiz insandır. Goya’nın insanlarıdır bunlar bir bakıma. Ama bugüne bakıldığında bu insanlar az gelişmiş ülkelerin insanlannın ortak portrelerini sunarlar bize. Daha çok Emir Kustarica’nın filmlerinden sahneler görürüz. Acımasız, anlamsız ve bir o kadar da güzel bir dünyanın insanlarıdır hepsi. Irak da bombalar patlar, belki de hemen iki sokak ötede gizli bir cinayet işlenir ama hayat sürdüğünden, ucuz bir şarkıcının çatlak sesine eşlik eden uyumsuz müzik aletlerinin susmaması gerekir. Kırık bisikleti onarmaya çalışan tamirci kadın başka türlü yaşayamaz. Hayatın cümbüşü içinde renkli görüntülerine karşın asık yüzlü mutsuz insanları anlatır Orhan. Bir maç sonrası kıpkırmızı arabalarıyla sokaklara dökülenler, adet yerini bulsun, nasılsa herkes bir şeye taraftar diye gürültü yaparlar. Yoksa ne takım ne de spor umurlarındadır. Zor bir hayata katlanmanın gereklerindendir taraftar olmak. Çünkü cümbüşü olmaz başka türlü hayatın. Hep başkaları için yaşayan, çalışan, hep başkalarını eğlendiren bu insanların varlıklarını kanıtlamak için zar zor alınmış kırmızı arabalarını gösterme olanakları yoktur başkaca.
Sanat yapıtlarında sunulanın günlük yaşamla bağı ve ona katılma düzeyimiz, yapıtın yapısına bizim ona yakınlığımıza göre değişir. Bu yapıtı anlamlandırma etkinliğinde önemlidir. Kitlelerin sanatla kurduğu bağda sanatsal olandan uzaklaşarak eleştirel olana yer verdiğiniz ölçüde izleyiciyle kurulan bağ artabilir. Köy seyirlik oyunlarında çizilen tipler, ya da gezici kumpanyaların oyunlarında çizilen karikatürize tiplerin algılanmasındaki kolaylık, onların başarılı sunumlarından çok, eleştirinin yalınlığında gizlidir. Orhan bu gizli anahtarı keşfetmiş görünüyor. Ancak burada bir tehlike de kapıda beklemektedir. Resimde gülmece (humour) unsurları plastik olanaklarla yeterince desteklenmediğinde, resim olmaktan da çıkabilir. Hogart’ın günlük yaşam eleştirilerinde yakaladığı gülmece ve plastik dil arasındaki bağ, bu açısından önemli örnekler sunar.

Tahsin Yücel, Chataubriand’nın “Gnie du Chritianisme”adlı yapıtıntan yaptığı bir alıntıda, “Sanat yapıtında bizi etkileyen şeyin doğrudan doğruya doğa değil, sanatın insanlaştırarak tinimize ve yüreğimize yakın kıldığı bir doğa olduğunu.”1 vurgular. Betimsel anlam (representational meaning) açısından yakaladığımız bu öyküsel yaklaşım ve yaşam kesitleri imler ve imgeler açısından irdelenmesi gereken önemli ip uçları sunarlar. İmge olarak bisikletlerle insanlar benzeşirler. Hepsi yıpranmış, yaşamın içinden gelmekle birlikte, kurmaca bir oyunun öğeleri olarak sunulurlar bize. Bu açıdan da enikonu epik bir oyunu izlediğimizi düşünürüz. Biraz daha ileri giderek bunların Varoluşçu bir romandan kesitler olduğunu da ileri sürebiliriz. Yaşam boştur. Zor ve anlamsız bir yaşantı, bir tür “Adam sen de gün değil mi geçer. Öyle ya da böyle yaşanmasının çok da anlamı yok.” Dedirtir bize. İlginç biçim ve renk belirlemeleri var Orhan’ın. Mavi bisikletler ve kırmızı arabalar. Geçmiş mutlu bir çocukluk özlemidir bisikletler. Ama arabalar şiddetle arzulanan bir gelecektir. 19, A-89 imlerin ne anlama geldiği çok net olmamakla birlikte, sezdirme ve anıştırma (implicatios and allusion) olarak önemli işlevler üstlenirler. Üzerinde 19 yazan kadın bir güzellik yarışmacısı olmadığına göre, bir hayat kadını olmalıdır. Anlaşılıyor ki, Orhan’ın seçtiği tipler çalgıcısından hayat kadınına kadar, katlanılması zor bir yaşantının insanlarıdır. İhayat Bilgisi” serisi bu nedenle hayatın zorluklarını yansıtan, hayat sizin bildiğiniz gibi Laila’da yorulup Halikamas Diskoda dinlenmek değildir diyen resimlerdir. “Diyolog” resimleri de hayatın en iletişimsiz yanlarının resimleridir. Bu adlandırmadan da anlaşılacağı gibi tiplerdeki içerik ve anlam açısından da sindirilmiş ve dönüştürülmüş bir kara mizah söz konusudur bu resimlerde. Neşe Erdok’ta gördüğümüz yaşamın acımasız sahnelerinde eleştiri çok gizlidir. Ama Orhan gördüğünü göstermek ve biziz hayat konusunda uyarmak için çaba harcamaktadır.

Orhan’ın resmi öncelikle bir figür resmidir. Hem de öylesine bir figür resmidir ki, bunlarda biçimsel ve artistik açıdan resimsel olan önce tamamen dışlanır. Olay, bu olayın geçtiği mekan ve olaya karışan insanlar resmin temel çıkış noktasıdır. Bunlar belirlendikten sonra boyama aşamasında anlatılanın resimsel değerlerle sanatsal alana çekilme süreci yaşanmaya başlanır. Orhan bu tavrıyla, Türk resminde yeni bir söylem yakalamıştır. Benzer koşullarda yaşayan Güney Amerika yerlisi de Güney Asyalı, Orta Doğulu, Balkanlı insanın yaşantındaki acı ortaklıkları alaylı bir dille bize ulaştırmaktadır. “Her yapıt kendisini başkaları için önemli ve anlaşılır kılan,bir takım nesnel öğelerle, yani bir takım bilgilerle ve görüşlerle doludur. Buna göre her yapıt, içinde piştiği ortamın bir yansıtıcısı, hatta bir açıklayıcısıdır, böyle olmakla toplumsal-tarihsel bir değer ortaya koyar. Bir yapıtın öznel özellikleri bir çağın ya da bir ortamın birtakım nesnel özelliklerini kendilerinde barındırırlar.”2 Bütün sanatçıların yapıtları ister soyut ister figüratif olsunlar, eğer salt satılık bir meta salt beğeniye seslenen resim (el işi) değillerse kendi dönemlerinin ve algılama biçimlerinin önemli belgeleridirler. Orhan’ın resimleri dönem tanıklığı açısından cesur ve nitelikli çalışmalar olarak ilgilenilmeyi hak ediyorlar.

Bedri Karayağmurlar

Olağan, Durağan Suretler

Olağan, durağan suretler

Orhan Umut’un resimlerindeki durağanlık karamsarlık yaymıyor, umutsuzluğu beslemiyor. Mutsuzluk tarif ediyor ama umutsuzluğa dair bir tavır geliştirmiyor. Kırılması gereken bir iletişimsizliğe işaret ettiğini düşünebiliriz. Böyle bakınca da umutlu bile görmek mümkün.

İzlediğimiz filmler, dinlediğimiz masallar, reklam panoları… Her yerde ve her şeyde kadına/erkeğe dair belirlenmiş biçimsel kalıplarla karşılaşıyoruz. Bu, aynı zamanda bir dayatmaya dönüşüyor. Oysa sokaktaki insan tipolojisi, öğretilmiş güzellik algısına ve biçimsel normlara uymuyor. Orhan Umut, resimlerinde insanı ne idealize ne de karikatürize ediyor. Şehir yaşamının gündelik hayatı içinde gördüğümüz ‘sıradan’ orta sınıf insanları resmediyor. Ama fonda mekân olarak yüksek binaların, ışıltılı caddelerin olduğu şehirler yerine ahşap evler, deniz kenarı, doğada bir yer kullanmayı tercih etmiş.

“Suretler/Faces” isimli sergisindeki tabloların çoğunda kalabalık insan grupları var. Kalabalık, iç içe, yan yana ama birbiriyle konuşmayan, gülmeyen, eğlenmeyen insanlar. Sergiyi dolaşırken, modern şehir yaşamı içindeki iletişimsizlik çarpıyor izleyicinin gözüne. Yüzler gülmüyor, ağızlar hep kapalı, karşılıklı baksalar bile karşısındakine bakmıyor insanlar.

Resimlerin çoğunda eski model arabalar var. Ama hepsi yalnızca fonda duruyor. Arabaların varlığı yaşamın kurgulanmış akışını, hareket etmiyor olmaları ise ilerleyen hayatın sıradanlığını ve durağanlığını hatırlatıyor. Arka planda doğa hep var. Kurumuş bir ağaç, sazlıklar, bir tepenin eteği, deniz kenarı, ağaçlık alan canlı ve kurumaya yüz tutmuş bütün halleri geçiyor arka planda. Geçiyor demek yanlış aslında; öylece duruyor.
Bir de köpekler var. İnsanların ya etrafında geziniyor ya da yanlarında oturuyorlar. İnsan ve doğa arasındaki çatışmada arada kalmışlığı temsil eder gibiler. Doğal ortamlarını yok etmiş insan tarafından kendi koşulları dayatılarak evcilleştirilmiş hayvanların bu akıp giden durağan yaşam içindeki konumlanışı en iyi köpeklerle anlatılır herhalde.

Orhan Umut’un resimlerindeki durağanlık karamsarlık yaymıyor, umutsuzluğu beslemiyor. Mutsuzluk tarif ediyor ama umutsuzluğa dair bir tavır geliştirmiyor. Kırılması gereken bir iletişimsizliğe işaret ettiğini düşünebiliriz. Böyle bakınca da umutlu bile görmek mümkün.

Figüratif ve renkçi bir ressam olan Orhan Umut 1972 Diyarbakır doğumlu. İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesi Resim Bölümü, Hasan Rastgeldi Atölyesi’nden mezun. Ankara, İstanbul, İzmir ve Diyarbakır’da birçok kişisel sergi açan ve karma sergilere katılan Umut, aynı zamanda 65. ve 68. Devlet Resim Heykel yarışmasında “Başarı” ve “Jüri Özel” ödüllerini aldı. Halen Diyarbakır’da sanat eğitimciliğine ve özel atölyesindeki çalışmalarına devam ediyor.
Sanatçı, resimlerindeki dramatik kurguyu renklerle de oldukça güçlendirmiş. Orhan Umut’un “Suretler/Faces” adlı kişisel sergisi, insanın insana, doğaya, kendine yabancılaştığı şehir hayatına bir de uzaktan bakmak isteyen sanatseverler için kaçırılmaması gereken bir sergi. Bununla ilgilenmeyenler ise, iyi kurulmuş figüratif bir renk sonatı seyircisi olabilirler.
– Sevinç Koçak

Aşağıdaki görsellere tıkladığınızda büyük boyutlu görüntüleyebilirsiniz. İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için:
Eserin altında yazan Eser Kodunu belirterek bizimle e-posta, telefon ( 0 312 438 86 70 ) veya sayfanın altında bulunan formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz.

İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için formu doldurabilirsiniz

Adınız (gerekli)

E-posta Adresiniz (gerekli)

Eser Kodu (Örnek: he1502-11)

Telefonunuz (gerekli)

Mesajınız