ZUHAL BAYSAR

” Bilinç Katmanları / Layers of Consciousness ” Resim Sergisi

4 – 19 Ocak 2017 / Açılış: 4 Ocak Çarşamba Saat: 18.00-20.00 / Yer: A Salonu

Zuhal Baysar’ın “Bilinç Katmanları” adlı kişisel sergisi 4 – 19 Ocak tarihleri arasında Galeri Soyut’ta izleyicilerle buluşuyor.

Sanatçının yeni resimlerinde biçimler, resim plastiğinin doku ve renk olanakları ile iki boyutu zorlayan yanılsamalara sahip. Bu resimlerde üst üste bindirilmiş katmanlar halinde çeşitli yaşamlara ait görüntüler yer alıyor. İnsanın iç dünyasına, ruh durumlarına ait her bir görsel öğe, insanın varoluş durumunu anımsatacak hayvan figürleri de olmak üzere bir arada saydam katmanlar oluşturuyorlar. 

Sanatçı, önceki resimlerinin olduğu gibi, bu resimlerinin odak noktasının da yine insanın kendisi olduğunu vurguluyor. Resmin konusuna ait alt anlamları çoğaltmak ve aynı zamanda resmin renk ve doku zenginliğini bu üst üste binen görüntülerle pekiştirmek  sanatçı için önem taşıyor. Sanatçı, imgeleri önce kendi bağlamlarından ayırıyor, onlara yepyeni anlamlar kazandırarak, fotoğrafik imgeden yeni kompozisyonlara, oradan da boyaya kadar süregelen bir yolculuğa çıkartıyor. Bu resimlerde imge, fragmanlara ayrılmış, üstü üste bindirilmiş, var olan anlamından uzaklaştırılmış bir şekilde, doğada olamayacak halleriyle kompozisyonun ana yapısını oluşturuyor.

Zuhal Baysar’ın “Bilinç Katmanları” adlı sergisi, insanın karmaşık, ikircikli doğasını sorgularken, aynı zamanda ‘insan oluş’ tan ‘toplum oluş’ a doğru giderek büyüyen bir önerme de sunuyor. “Bilinç Katmanları”, en temele bireysel gerçekliği ve iç çatışmaları koyarken, toplumun dinamiklerinin birbiriyle çatışmasına, daha büyük ölçekte toplumların birbiriyle çatışmasına ve genel boyutuyla içi içe olan tüm bu yapıların birbirine etkisine de işaret ediyor. 

Çok Katmanlı Gerçekliğin Resimleri

Çevremizde olup bitenleri her gün medyadan akan sarsıcı haberler, renkli reklamlar, şiddet dolu görüntülerle öğrenmek gerçeklik algımızı zedeliyor. Bombalar düşerken, çok yakınımızda bir sürü insan ölürken biz aynı zamanda günlük yaşantımıza devam ediyor; yemek yiyor, uyuyor, sevdiklerimize vakit ayırmaya çalışıyoruz. Baudrillard’ın tabiriyle “simülasyon toplumuna” tamamen dönüştüğümüzü söyleyebiliriz. İçimizde hissettiğimiz sıkıntı, çarpıtılmış gerçekliğin ruhlarımızda uyandırdığı acı bizi yeniden masum, saf ya da berrak bir bakış açısını aramaya itiyor. Sanat işte bu noktada, zaman duygusunu genişleterek ve durumları biçimler halinde kristalize ederek, bize iç görü kazandırabilir. Farklı bilinç katmanlarını nasıl hızla deneyimlediğimizi fark edebileceğimiz ve belki de gerçekle uzlaşabileceğimiz bir mekan sağlayabilir.

Zuhal Baysar’ın son dönem resimleri işte böyle yaşamsal mekanlar sağlayan, doku açısından çok zengin, ışıklı, geçirgen ve çağrışımlarla dolu resimler. Sanatçının doğadaki vahşi yaşamdan ve günlük hayattan seçtiği imgeleri üst üste bindirerek kurguladığı kompozisyonlar, günlük hayatımızda aynı anda gerçekleşen yaşamı ve ölümü sorgular. Resimler; av ve avcı, beslenmek ve gıda olmak, çözünmek ve doygunlaşmak gibi kavramlar arasındaki diyalektik ilişkiyi gösterirken aynı zamanda psişede benzer ilişki biçimlerini de çağrıştırır. Bireyin günlük yaşantısında her an iç içe geçen ve birlikte var olan çeşitli bilinç katmanlarını irdeler.

Sanatçı, yeni serisinin çıkış noktasını “Bilinç Katmanları” isimli portrelere bağlar. Figürle çakışan hayvanlar; bağıran bir ayı, dişi bir aslan, timsah, didikleyen bir akbaba ya da durgun bir su aygırı, bazı bilinç hallerine gönderme yapıyor gibidir. Figürün ağzıyla çakışan bir kükreme kendini ifadeyi, güç gösterisini çağrıştırırken, ağzı es geçen bir haykırış öfkeyi yutmayı ya da içe hapsolmayı akla getirir. Akbabalı portreyi izlerken kişi, “kendi kendini yiyip bitirmek” tabirini hatırlamadan edemez. Zuhal Baysar’ın diğer resimlerindeki çok figürlü, mekanın da resme daha çok dahil olduğu kompozisyonlar, hem doku açısından hem de içerik açısından genişletilerek zenginleştirilmiş resimlerdir.

Örneğin “Yemek” isimli resim, (sanatçının kendi otoportresiyle imgeleştirdiği) bir kadının, belki de öğle yemeği esnasında, bir an için havada asılı kalan çatalıyla, engin ve ışık dolu boşluğa dalıp gitmesini konu alır. Resim yüzeyi olarak açılan pencereden bu kadının iç dünyasına baktığımızı hissederiz. Dalgın portreden sızan hafif tebessüm, portre gibi beyaz bir ışıkla yıkanan nesnelerin saydamlığı, arka plandaki ışıltılı deniz, resmin atmosferini uçsuz bucaksız bir dinginlikle doldurur. Bunların üzerinde ise büyük bir timsahın, iri, koyu renkli bir hayvanı yutmak üzere olduğu görülür. Bu ‘av ve beslenme’ sahnesi sofradaki tabak – çatallar ve ekmek sepetiyle iç içe geçince, birbirini karşılayan diyagonal yönler sayesinde, sürpriz, heyecanlı bir ahenk oluşur. Sanatçının ustaca kurgusu, bu sahneyi çalkalanan ve dönen büyük bir suyla kuşatmıştır. Gözün takip ettiği helezoni dalga hareketi, zarif, derin ve güçlü bir melodi gibi resmi kuşatır. Kimi zaman ritmik sıçramalar ve ışık benekleriyle titreşerek, kimi zaman damlalar halinde dökülerek, kimi zaman ise çocuğunu kucaklayan ve teskin eden bir anne gibi ağır ağır çalkalanarak su, tüm zenginliği ile resmi içinde tutar. Sanki annemizin söylediği bir ninni çağlar öncesinden dönüp gelmiş gibi sarsılırız. Deniz; tüm varlıklar için bir anne olan, kan ve gözyaşını bünyesinde eritebilen o büyük tuzlu su; aynı zamanda bilinçaltımızın bir eğretilemesi olabilir mi?

Zuhal Baysar’ın “Yemek” gibi birçok resminde, tıpkı doğadaki gibi, yiyen ve yenilen birbirini besler. Timsah, akbaba, leopar gibi yırtıcıların zebra, antilop gibi hayvanları avladığı sahnelerle gösterilen içe alma ve parçalama süreci, üst üste binen farklı imgeler sayesinde, var olma mücadelesi içinde birbirine dönüşen canlıları ve çatışan bilinç hallerini çağrıştırır. Sanatçı tuvalin yüzeyinde sanki bilincin ışıklı ortamını canlandırmış ve geçmişten sızan anı parçacıklarının, gelecekle ilgili kaygılarla karşılaştığı, saldırgan ve yargılayıcı düşüncelerin merhametli ve affedici yönler ve ilkel hayvansı içgüdülerle buluştuğu mucizevi bir anı ortaya sermiştir. Böylece resimler, tarafsız gözlemcilerini bir tür uyanışa ve farkına varma deneyimine davet eder.

Su, sanatçının uzun zamandır peşinden gittiği, önemli bir izlektir. Sanatçı 2008 yılından beri dikkatini “su” temasına yöneltirken amacının insan ruhunu resmetmek olduğunu söyler. “İnsana ait tüm duygulanımlar, benim için su metaforunda yerini buluyordu. Senelerce suyun renklerini dokusunu insan figüründe aradım. İnsanı suyun derinliklerine daldırdım, ona bir dünya kurguladım; su bedenini değiştirdi. Kimi zaman insan yüzüne odaklandım, ışığın ve suyun izlerini yüzünde aradım, kimi zaman sadece suyu resmettim” diyen sanatçının yeni resimlerinde, suyun daha dolaysız ama derin bir metafora doğru evrildiğini söyleyebiliriz. Dokularla oynanan biçimsel oyunun da önemli bir elemanı olmayı sürdüren su, kimi resimde şiddeti dengeleyen, dingin, güven verici bir mekan, kimi resimde çatışmaları kucaklayan ve birleştiren yaşamsal denge, kimi (“Arınma” gibi) resimlerde ise figürlerin başlarından aşağı süzülüp, gözyaşları gibi yüzlerinden damlayarak, onları kutsayan, arındıran ya da özgür kılan ruhsal bir güce dönüşür.

Su üzerine düşünmek, suyu izlemek birçok sanatçının imgelemini tetiklemiştir. Ahmet Haşim’in Göl Saatleri kitabının mukaddimesinde, hayal havuzunun sularında hayatın yüzünü seyrettiğini söyler.

*Seyreyledim eşkâl-i hayâtı
Ben havz-ı hayâlin sularında;
Bir aks-i mülevvendir onunçün
Arzın bana ahcâr ü nebâtı.

(Hayatın yüzünü seyrettim
Ben hayal havuzunun sularında
Renkli bir yansımadır bu yüzden
Gökyüzünün taşları ve bitkileri)

Wordsworth de** ünlü uzun şiiri “The Prelude”ün dördüncü kitabında, durgun bir suyun bağrına doğru eğilerek, kendi yansımasıyla birlikte imgeleri birbirine karışan pek çok şey görüp düşlediğini söyler. Aslında su eninde sonunda insanı kendi imgesiyle ve düşleriyle karşılaştıracaktır.

Wordsworth suyu izlerken çoğu zaman gölgeyi tözden; kayaları ve gökyüzünü, dağları ve bulutları, açık akıntının derinliklerinde yansıyanlardan ve gerçek mekanları orası olan şeylerden her zaman ayıramaz olduğunu anlatır. Şair “kimi zaman kendi imgesinin yansımasına kapılır, kimi zaman bir güneş ışınına, kimi zaman da nereden geldiğini bilemediği dalgalanmalara”. Zuhal Baysar’ın resimlerinde de göz imgeler arasında böyle gezinir. Bu yüzden suyun bulunmadığı resimlerde bile üst üste gelen imgelerin oluşturduğu esnek ve çok çağrışımlı ortam, bize yine suyun niteliklerini düşündürür.

Tüm bu nedenlerle Zuhal Baysar’ın resimlerini, eğilip içine baktığımız bir su gibi izleyebileceğimizi söyleriz. İç içe geçen görüntülerin ışık kırılmalarıyla eğilip büküldüğü, esneyip yumuşadığı, pek çok yansımanın ve gerçekliğin bir arada bulunduğu resimler izleyici için öznel bir zaman yaratarak, ona düş kurma ya da çelişkili bilinç durumlarını ayırt edebilme imkanı tanır. Dokulu zenginlikler ve yumuşak ve ışıklı renklerin bu ilginç yolculuğunda kişi, mutlaka kendisine varacak, kendi bilinç katmanlarına dair tanıdık imgelerin yanı sıra ilkin yabancı hissedeceği, belki günlük yaşamda geçiştirilmiş bir yüzü ya da yüzleriyle karşılaşma şansına kavuşacaktır.

*Ahmet Haşim, Göl Saatleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 2016.

** Wordsworth, William, The Complete Poetical Works, London: Macmillan and Co., 1888, s. 897 (4. Kitap, 257-270. Mısralar)

-Nil Köken

 

Zuhal Baysar 1976 yılında Ankara’da doğdu. 1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2002 yılında “İnsan ve An Resimleri” konulu tezi ile Yüksek Lisans programını, 2006 yılında ise “Toplumda Şeffaflığın Görsel Tanımı” konulu tezi ile Sanatta Yeterlik Doktora programını tamamladı. Hacettepe Üniversitesinde 1999-2006 yılları arasında Araştırma Görevlisi, 2006-2010 arası Öğretim Görevlisi, 2010-2013 yılları arasında Yardımcı Doçent olarak çalışan sanatçı, halen aynı üniversitede Doçent olarak görevini sürdürmektedir.

Sanatçı 9 kişisel sergi açmış, ulusal ve uluslararası olmak üzere birçok çalıştay ve sergiye davet edilmiş, toplum, sanat ve sanatta çağdaş oluşumlar gibi konularda söyleşilere katılmış ve konferanslar vermiştir.

Ödüller:
2016 Nuri İyem Resim Yarışması – sergileme.
2008 Hacettepe Üniversitesi Senatosu 2008-2009 Akademik Yılı Sanatta Teşvik Ödülü.
2000 1. Şefik Bursalı Resim Yarışması – Sergileme.

Kişisel Sergiler:

2017 “Bilinç Katmanları’’ Galeri Soyut / A Salonu – Ankara
2015 “Ruhuma Dokun”, Galeri Soyut / A Salonu – Ankara
2014 Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı Sanat Galerisi, Çeşme – İzmir
2013 “Seni Görüyorum…”, Galeri Soyut / B Salonu –  Ankara
2011 “Derin…”, Galeri Soyut – Ankara
2010 “Su…”, Galeri Soyut – Ankara
2008 “Mahrem Sergi” Anadolu Ajansı Sanat Galerisi – Ankara
2008 “Düş-Gerçek”, Aysel Gözübüyük Sanat Galerisi – Ankara
2006 “Kent” Galeri Kavram, Hacettepe Üniversitesi – Ankara

……………………………………………………………………………………………………………………………………………………

Zuhal Baysar was born in Ankara in 1976. She was graduated from Hacettepe University Faculty of Fine Arts Department of Painting in 1999. She received MA degree in 2002 and received PhD degree in 2006.  She held eight solo exhibitions in Turkey. She participated in national – international projects, exhibitions and conferences in Gold Coast, Vienna, Istanbul, Ankara, Izmir, Bucharest, Chisinau, Brussels, Constanta, Sarajevo and Athens. Her artworks have been taking part in many institutions, organizations and special collections. She is still working as an Assoc. Professor at Hacettepe University.

Individual Exhibitions:

2017 “Layers of Consciousness” Galeri Soyut / Hall A – Ankara
2015, “Touch My Soul”, Galeri Soyut, Ankara
2014, YKV Art Gallery, Çeşme, İzmir
2013, “I See You…”, Galeri Soyut / B Hall, Ankara
2010, “Deep…”, Galeri Soyut, April 22nd-May 5th 2010, Ankara, Turkey
2010, “Water…”, Galeri Soyut, June 11th- 25th 2010, Ankara, Turkey
2008, “Secluded”, AA Art Gallery, December 17th 2008-January 2nd 2009, Ankara, Turkey.
2008, “Dream-Reality”, February 17th-27th, Ankara Turkey.
2006, “Urban”, Galeri Kavram, Hacettepe University, Ankara, Turkey. 

Awards:
2016, “Nuri İyem Art Awards” – (exhibiting award)
2008–2009 Academic Year “Art Award”, Hacettepe University Senate, September 29th 2009

Bilgi / Info

Zuhal Baysar’ın “Bilinç Katmanları” adlı kişisel sergisi 4 – 19 Ocak tarihleri arasında Galeri Soyut’ta izleyicilerle buluşuyor.

Sanatçının yeni resimlerinde biçimler, resim plastiğinin doku ve renk olanakları ile iki boyutu zorlayan yanılsamalara sahip. Bu resimlerde üst üste bindirilmiş katmanlar halinde çeşitli yaşamlara ait görüntüler yer alıyor. İnsanın iç dünyasına, ruh durumlarına ait her bir görsel öğe, insanın varoluş durumunu anımsatacak hayvan figürleri de olmak üzere bir arada saydam katmanlar oluşturuyorlar. 

Sanatçı, önceki resimlerinin olduğu gibi, bu resimlerinin odak noktasının da yine insanın kendisi olduğunu vurguluyor. Resmin konusuna ait alt anlamları çoğaltmak ve aynı zamanda resmin renk ve doku zenginliğini bu üst üste binen görüntülerle pekiştirmek  sanatçı için önem taşıyor. Sanatçı, imgeleri önce kendi bağlamlarından ayırıyor, onlara yepyeni anlamlar kazandırarak, fotoğrafik imgeden yeni kompozisyonlara, oradan da boyaya kadar süregelen bir yolculuğa çıkartıyor. Bu resimlerde imge, fragmanlara ayrılmış, üstü üste bindirilmiş, var olan anlamından uzaklaştırılmış bir şekilde, doğada olamayacak halleriyle kompozisyonun ana yapısını oluşturuyor.

Zuhal Baysar’ın “Bilinç Katmanları” adlı sergisi, insanın karmaşık, ikircikli doğasını sorgularken, aynı zamanda ‘insan oluş’ tan ‘toplum oluş’ a doğru giderek büyüyen bir önerme de sunuyor. “Bilinç Katmanları”, en temele bireysel gerçekliği ve iç çatışmaları koyarken, toplumun dinamiklerinin birbiriyle çatışmasına, daha büyük ölçekte toplumların birbiriyle çatışmasına ve genel boyutuyla içi içe olan tüm bu yapıların birbirine etkisine de işaret ediyor. 

Çok Katmanlı Gerçekliğin Resimleri

Çok Katmanlı Gerçekliğin Resimleri

Çevremizde olup bitenleri her gün medyadan akan sarsıcı haberler, renkli reklamlar, şiddet dolu görüntülerle öğrenmek gerçeklik algımızı zedeliyor. Bombalar düşerken, çok yakınımızda bir sürü insan ölürken biz aynı zamanda günlük yaşantımıza devam ediyor; yemek yiyor, uyuyor, sevdiklerimize vakit ayırmaya çalışıyoruz. Baudrillard’ın tabiriyle “simülasyon toplumuna” tamamen dönüştüğümüzü söyleyebiliriz. İçimizde hissettiğimiz sıkıntı, çarpıtılmış gerçekliğin ruhlarımızda uyandırdığı acı bizi yeniden masum, saf ya da berrak bir bakış açısını aramaya itiyor. Sanat işte bu noktada, zaman duygusunu genişleterek ve durumları biçimler halinde kristalize ederek, bize iç görü kazandırabilir. Farklı bilinç katmanlarını nasıl hızla deneyimlediğimizi fark edebileceğimiz ve belki de gerçekle uzlaşabileceğimiz bir mekan sağlayabilir.

Zuhal Baysar’ın son dönem resimleri işte böyle yaşamsal mekanlar sağlayan, doku açısından çok zengin, ışıklı, geçirgen ve çağrışımlarla dolu resimler. Sanatçının doğadaki vahşi yaşamdan ve günlük hayattan seçtiği imgeleri üst üste bindirerek kurguladığı kompozisyonlar, günlük hayatımızda aynı anda gerçekleşen yaşamı ve ölümü sorgular. Resimler; av ve avcı, beslenmek ve gıda olmak, çözünmek ve doygunlaşmak gibi kavramlar arasındaki diyalektik ilişkiyi gösterirken aynı zamanda psişede benzer ilişki biçimlerini de çağrıştırır. Bireyin günlük yaşantısında her an iç içe geçen ve birlikte var olan çeşitli bilinç katmanlarını irdeler.

Sanatçı, yeni serisinin çıkış noktasını “Bilinç Katmanları” isimli portrelere bağlar. Figürle çakışan hayvanlar; bağıran bir ayı, dişi bir aslan, timsah, didikleyen bir akbaba ya da durgun bir su aygırı, bazı bilinç hallerine gönderme yapıyor gibidir. Figürün ağzıyla çakışan bir kükreme kendini ifadeyi, güç gösterisini çağrıştırırken, ağzı es geçen bir haykırış öfkeyi yutmayı ya da içe hapsolmayı akla getirir. Akbabalı portreyi izlerken kişi, “kendi kendini yiyip bitirmek” tabirini hatırlamadan edemez. Zuhal Baysar’ın diğer resimlerindeki çok figürlü, mekanın da resme daha çok dahil olduğu kompozisyonlar, hem doku açısından hem de içerik açısından genişletilerek zenginleştirilmiş resimlerdir.

Örneğin “Yemek” isimli resim, (sanatçının kendi otoportresiyle imgeleştirdiği) bir kadının, belki de öğle yemeği esnasında, bir an için havada asılı kalan çatalıyla, engin ve ışık dolu boşluğa dalıp gitmesini konu alır. Resim yüzeyi olarak açılan pencereden bu kadının iç dünyasına baktığımızı hissederiz. Dalgın portreden sızan hafif tebessüm, portre gibi beyaz bir ışıkla yıkanan nesnelerin saydamlığı, arka plandaki ışıltılı deniz, resmin atmosferini uçsuz bucaksız bir dinginlikle doldurur. Bunların üzerinde ise büyük bir timsahın, iri, koyu renkli bir hayvanı yutmak üzere olduğu görülür. Bu ‘av ve beslenme’ sahnesi sofradaki tabak – çatallar ve ekmek sepetiyle iç içe geçince, birbirini karşılayan diyagonal yönler sayesinde, sürpriz, heyecanlı bir ahenk oluşur. Sanatçının ustaca kurgusu, bu sahneyi çalkalanan ve dönen büyük bir suyla kuşatmıştır. Gözün takip ettiği helezoni dalga hareketi, zarif, derin ve güçlü bir melodi gibi resmi kuşatır. Kimi zaman ritmik sıçramalar ve ışık benekleriyle titreşerek, kimi zaman damlalar halinde dökülerek, kimi zaman ise çocuğunu kucaklayan ve teskin eden bir anne gibi ağır ağır çalkalanarak su, tüm zenginliği ile resmi içinde tutar. Sanki annemizin söylediği bir ninni çağlar öncesinden dönüp gelmiş gibi sarsılırız. Deniz; tüm varlıklar için bir anne olan, kan ve gözyaşını bünyesinde eritebilen o büyük tuzlu su; aynı zamanda bilinçaltımızın bir eğretilemesi olabilir mi?

Zuhal Baysar’ın “Yemek” gibi birçok resminde, tıpkı doğadaki gibi, yiyen ve yenilen birbirini besler. Timsah, akbaba, leopar gibi yırtıcıların zebra, antilop gibi hayvanları avladığı sahnelerle gösterilen içe alma ve parçalama süreci, üst üste binen farklı imgeler sayesinde, var olma mücadelesi içinde birbirine dönüşen canlıları ve çatışan bilinç hallerini çağrıştırır. Sanatçı tuvalin yüzeyinde sanki bilincin ışıklı ortamını canlandırmış ve geçmişten sızan anı parçacıklarının, gelecekle ilgili kaygılarla karşılaştığı, saldırgan ve yargılayıcı düşüncelerin merhametli ve affedici yönler ve ilkel hayvansı içgüdülerle buluştuğu mucizevi bir anı ortaya sermiştir. Böylece resimler, tarafsız gözlemcilerini bir tür uyanışa ve farkına varma deneyimine davet eder.

Su, sanatçının uzun zamandır peşinden gittiği, önemli bir izlektir. Sanatçı 2008 yılından beri dikkatini “su” temasına yöneltirken amacının insan ruhunu resmetmek olduğunu söyler. “İnsana ait tüm duygulanımlar, benim için su metaforunda yerini buluyordu. Senelerce suyun renklerini dokusunu insan figüründe aradım. İnsanı suyun derinliklerine daldırdım, ona bir dünya kurguladım; su bedenini değiştirdi. Kimi zaman insan yüzüne odaklandım, ışığın ve suyun izlerini yüzünde aradım, kimi zaman sadece suyu resmettim” diyen sanatçının yeni resimlerinde, suyun daha dolaysız ama derin bir metafora doğru evrildiğini söyleyebiliriz. Dokularla oynanan biçimsel oyunun da önemli bir elemanı olmayı sürdüren su, kimi resimde şiddeti dengeleyen, dingin, güven verici bir mekan, kimi resimde çatışmaları kucaklayan ve birleştiren yaşamsal denge, kimi (“Arınma” gibi) resimlerde ise figürlerin başlarından aşağı süzülüp, gözyaşları gibi yüzlerinden damlayarak, onları kutsayan, arındıran ya da özgür kılan ruhsal bir güce dönüşür.

Su üzerine düşünmek, suyu izlemek birçok sanatçının imgelemini tetiklemiştir. Ahmet Haşim’in Göl Saatleri kitabının mukaddimesinde, hayal havuzunun sularında hayatın yüzünü seyrettiğini söyler.

*Seyreyledim eşkâl-i hayâtı
Ben havz-ı hayâlin sularında;
Bir aks-i mülevvendir onunçün
Arzın bana ahcâr ü nebâtı.

(Hayatın yüzünü seyrettim
Ben hayal havuzunun sularında
Renkli bir yansımadır bu yüzden
Gökyüzünün taşları ve bitkileri)

Wordsworth de** ünlü uzun şiiri “The Prelude”ün dördüncü kitabında, durgun bir suyun bağrına doğru eğilerek, kendi yansımasıyla birlikte imgeleri birbirine karışan pek çok şey görüp düşlediğini söyler. Aslında su eninde sonunda insanı kendi imgesiyle ve düşleriyle karşılaştıracaktır.

Wordsworth suyu izlerken çoğu zaman gölgeyi tözden; kayaları ve gökyüzünü, dağları ve bulutları, açık akıntının derinliklerinde yansıyanlardan ve gerçek mekanları orası olan şeylerden her zaman ayıramaz olduğunu anlatır. Şair “kimi zaman kendi imgesinin yansımasına kapılır, kimi zaman bir güneş ışınına, kimi zaman da nereden geldiğini bilemediği dalgalanmalara”. Zuhal Baysar’ın resimlerinde de göz imgeler arasında böyle gezinir. Bu yüzden suyun bulunmadığı resimlerde bile üst üste gelen imgelerin oluşturduğu esnek ve çok çağrışımlı ortam, bize yine suyun niteliklerini düşündürür.

Tüm bu nedenlerle Zuhal Baysar’ın resimlerini, eğilip içine baktığımız bir su gibi izleyebileceğimizi söyleriz. İç içe geçen görüntülerin ışık kırılmalarıyla eğilip büküldüğü, esneyip yumuşadığı, pek çok yansımanın ve gerçekliğin bir arada bulunduğu resimler izleyici için öznel bir zaman yaratarak, ona düş kurma ya da çelişkili bilinç durumlarını ayırt edebilme imkanı tanır. Dokulu zenginlikler ve yumuşak ve ışıklı renklerin bu ilginç yolculuğunda kişi, mutlaka kendisine varacak, kendi bilinç katmanlarına dair tanıdık imgelerin yanı sıra ilkin yabancı hissedeceği, belki günlük yaşamda geçiştirilmiş bir yüzü ya da yüzleriyle karşılaşma şansına kavuşacaktır.

*Ahmet Haşim, Göl Saatleri, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul: 2016.

** Wordsworth, William, The Complete Poetical Works, London: Macmillan and Co., 1888, s. 897 (4. Kitap, 257-270. Mısralar)

-Nil Köken

 

Katalog
Öz geçmiş / Bio

Zuhal Baysar 1976 yılında Ankara’da doğdu. 1999 yılında Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nden mezun oldu. 2002 yılında “İnsan ve An Resimleri” konulu tezi ile Yüksek Lisans programını, 2006 yılında ise “Toplumda Şeffaflığın Görsel Tanımı” konulu tezi ile Sanatta Yeterlik Doktora programını tamamladı. Hacettepe Üniversitesinde 1999-2006 yılları arasında Araştırma Görevlisi, 2006-2010 arası Öğretim Görevlisi, 2010-2013 yılları arasında Yardımcı Doçent olarak çalışan sanatçı, halen aynı üniversitede Doçent olarak görevini sürdürmektedir.

Sanatçı 9 kişisel sergi açmış, ulusal ve uluslararası olmak üzere birçok çalıştay ve sergiye davet edilmiş, toplum, sanat ve sanatta çağdaş oluşumlar gibi konularda söyleşilere katılmış ve konferanslar vermiştir.

Ödüller:
2016 Nuri İyem Resim Yarışması – sergileme.
2008 Hacettepe Üniversitesi Senatosu 2008-2009 Akademik Yılı Sanatta Teşvik Ödülü.
2000 1. Şefik Bursalı Resim Yarışması – Sergileme.

Kişisel Sergiler:

2017 “Bilinç Katmanları’’ Galeri Soyut / A Salonu – Ankara
2015 “Ruhuma Dokun”, Galeri Soyut / A Salonu – Ankara
2014 Yaşar Eğitim ve Kültür Vakfı Sanat Galerisi, Çeşme – İzmir
2013 “Seni Görüyorum…”, Galeri Soyut / B Salonu –  Ankara
2011 “Derin…”, Galeri Soyut – Ankara
2010 “Su…”, Galeri Soyut – Ankara
2008 “Mahrem Sergi” Anadolu Ajansı Sanat Galerisi – Ankara
2008 “Düş-Gerçek”, Aysel Gözübüyük Sanat Galerisi – Ankara
2006 “Kent” Galeri Kavram, Hacettepe Üniversitesi – Ankara

……………………………………………………………………………………………………………………………………………………

Zuhal Baysar was born in Ankara in 1976. She was graduated from Hacettepe University Faculty of Fine Arts Department of Painting in 1999. She received MA degree in 2002 and received PhD degree in 2006.  She held eight solo exhibitions in Turkey. She participated in national – international projects, exhibitions and conferences in Gold Coast, Vienna, Istanbul, Ankara, Izmir, Bucharest, Chisinau, Brussels, Constanta, Sarajevo and Athens. Her artworks have been taking part in many institutions, organizations and special collections. She is still working as an Assoc. Professor at Hacettepe University.

Individual Exhibitions:

2017 “Layers of Consciousness” Galeri Soyut / Hall A – Ankara
2015, “Touch My Soul”, Galeri Soyut, Ankara
2014, YKV Art Gallery, Çeşme, İzmir
2013, “I See You…”, Galeri Soyut / B Hall, Ankara
2010, “Deep…”, Galeri Soyut, April 22nd-May 5th 2010, Ankara, Turkey
2010, “Water…”, Galeri Soyut, June 11th- 25th 2010, Ankara, Turkey
2008, “Secluded”, AA Art Gallery, December 17th 2008-January 2nd 2009, Ankara, Turkey.
2008, “Dream-Reality”, February 17th-27th, Ankara Turkey.
2006, “Urban”, Galeri Kavram, Hacettepe University, Ankara, Turkey. 

Awards:
2016, “Nuri İyem Art Awards” – (exhibiting award)
2008–2009 Academic Year “Art Award”, Hacettepe University Senate, September 29th 2009

Aşağıdaki görsellere tıkladığınızda büyük boyutlu görüntüleyebilirsiniz. İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için:
Eserin altında yazan Eser Kodunu belirterek bizimle e-posta, telefon ( 0 312 438 86 70 ) veya sayfanın altında bulunan formu kullanarak iletişime geçebilirsiniz.

İlgilendiğiniz eser ile ilgili bilgi almak için formu doldurabilirsiniz

Adınız (gerekli)

E-posta Adresiniz (gerekli)

Eser Kodu (Örnek: he1502-11)

Telefonunuz (gerekli)

Mesajınız