BİR VARMIŞ, BİR YOKMUŞ...
“Çocukluğumu elinden tutmuş, misket oynadığım sokaklardan büyümüş adımlarla geçiyorum” beklenmeyen yeni yolculuklarımı düşleyerek...
Teknolojik değerlerin egemen olduğu günümüz robotlaşmış insanının yaşadığı kaos ortamından sıyrılarak hayal dünyasının sınırsızlığı ve renkliliği içinde kaybolmak istemesi herkese cazip gelebilecek bir fikirdir.
Kainat denen bütünün küçük bir noktasında yaşar insan, diğer kısmını ise ancak düşleyebilir ve üç boyutlu görmesine rağmen, dördüncü boyuta erişemez. Sadece hayal dünyamız dördüncü boyutu keşfetmemizi sağlar.
Her şeyin yolunda gittiği tek yer de hayallerimiz değil midir?
Gerçekliğin ve hayalin nerede başlayıp nerede bittiğini fark edemediğimiz bir alemin kapı tokmağıdır aslında bir varmış bir yokmuş. Var ile yokun birbirini ötekileştirdiği giriş cümlesi. Genelde masallarda kullanılan, ama tamamen yaşamın kendisi. Hayatın anlamını içinde taşıyan bir cümle.
Yavaş yavaş söylendiğinde insanın çocukluğuna gittiği, her duyduğumuzda sevindiğimiz bir cümleydi. Çünkü arkasından bir masal gelecekti. Hayali bir dünyaya geçişteki parola gibi. Bu parola nasıl da yumuşak bir geçiş sağlardı ruhumuzun düşler ülkesine.
Hem bir varmış, hem bir yokmuş...
Dün vardı bugün yok. Masal gibi geçip gitmiş... Artık bir düş olmuş... Eskide kalmış...
Bu dünyada her şey öyle bir yokmuş ki, bu varın içinde kaybolmuş tüm insanlar. Kendi hayat masallarında kendilerini ve aradıklarını dahi bulamaz olmuşlar.
Bir varmış bir yokmuş.
Hayatın gerçekleri masal, masalları gerçek olmuş...
Sormuyorum artık var mıymış, yok muymuş? Aslında hem varmış, hem de yokmuş...
Resimlerimin bir an için gerçek olduğunu, bir an için de olmadığını düşünün. Böyle bir ön uyarı bir taraftan hayal ufuklarında istediğim gibi gezinme, öte taraftan kendi içinde tutarlı bir öykü sunma olanağı verir resimlerime ve bana.